ALEVILER BIRLIGI

Ozgur ve Demoktrat Platform
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 ANADOLU'DA HIZIR İNANCI VE HIDIRELLEZ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: ANADOLU'DA HIZIR İNANCI VE HIDIRELLEZ   25/1/2007, 20:47

Hızır kelimesi bir isim değil bir lakaptır. bazı kaynaklarda el-Hadr, el-Hıdır olarak geçsede asıl doğrusu Hadır dır. bu sözcük Türklerde Hızır veya nadiren Hıdır, İranlılarda ise Khezr şeklinde kullanılmaktadır. El-Hadır kelimesi arapçada el-Ahdar(yeşil) anlamına gelmektedir. (Ocak, 1990:60-61)

Hızır halk inançlarında darda kalanların, başı sıkışanların yardımına koşan, insanlara bereket ve iyilik getiren ölümsüz bir nebi veya bir veli olarak betimlenir. (Barın,1995:22)

iyileri ödüllendirip kötüleri cezalandırır bereket ve bolluğa kavuşturur. (Ocak, 1990:113)

halk inançlarında Hızır; boz atlı, yeşil giyisili, nur yüzlü, ak saçlı, ak sakallı, kırmızı çarılı bir derviş ve ya dilenci kılığındadır. (Barın, 1995:22) elinde baston olan sevimli bir ihtiyardır. (Erseven, 1995:18 veya elinde mızrak yada kamçı taşıyan bir süvaridir. (Ocak, 1990:117) her konu da herşeyi bilen biridir ve yeryüzünde Tanrı'nın bir vekilidir. (Zelyut, 1995:13) Hızır'ı bir veli yada melek olarak görenlerde vardır.(Ocak, 1990:65)

Hıdırellez kelimesinin Hızır ve İlyas isimlerinin birleşmesinden dolayı Hızır ve İlyas iki ayrı kişi olarak görülür. ancak Kuran'da İlyas iki kez ismen belirtilmesine rağmen, Hızır adından hiç bahsedilmemesi dikkat çekicidir. Arapçada ki İlyas Grekçede Eliyas, İbranice de Elijah, batı dillerinde Elie, Süryanicede ki İliya veya İlya'nın aynı kelimenin farklı imaları olduğu ve Tevrat'ta İlya ve Elişa'nın Kuran'dakine benzeyen hikayeleri göz önünde bulundurulduğunda(bkzOcak, 1990:80) aslında Hızır ve İlyas'ın aynı kişi olduğu zorunlu görünmektedir.tasavvufta ve halk inanışlarında Hızır'ın yanında İlyas'ın sönük kalması, Hızır ile ilgili çok sayıda söylence anlatılmasına karşın; İlyas hakkında bilinenlerin çok az olması, yine Hızır ismi ile anılan çok sayıda makama karşılık İlyas adında pek az makam bulunması bu iki şahsiyetin birbiri ile örtüşmesinden kaynaklanıyor gibi görünmektedir.

Alevi Bektaşi ve Nusayri inançlarında hz Ali ile Hızır ve İlya özdeşleştirilmektedir. Ali ile Muhammedin özdeşliğinden dolayı Muhammed te Hızır ve İlya olur.

kırkların cemine beraber gelen
server Muhammed'in bacını alan
sancağı çekip zülfikar çalan
yetiş Hızır nebi sen imdat eyle

(Barın,1995:21)

senin velayetin hürmetine de ey Ali ey İlya
ey Hasan ve Hüseyin'in babası ey eba Turab
müşkillerimi çöz ey veliler velisi
ey harikuladelikler mazharı, ey Murtaza, ey Ali

(ocak, 1990:107)

pir sultanım bu bir sırdır
sırrını saklayan erdir
ay da sırdır gün de sırdır
Allah bir Muhammed Ali
(Öztelli, 1971:90)

bin bir adı vardır bir adı Hızır
her nerde çağırsam orada hazır
Ali padişahtır Muhammed vezir
bu fermanı yazan Ali değil mi

(Öztelli, 1971:94)

akan dört ırmağın gözün sorarsan
serçeşmeden gelir suyun durusu
Ali Muhammed'tir Muhammed Ali
ikisi bir elmanın yarısı
(Ergun, 1956:368)

Muhammed cisminde karar eyledik
Hak buyurdu Hak kelamın söyledik
indik aşkın deryasını boyladık
ikrar verdik şahı Merdan'a geldik

(Ergun, 1956:402)

Rah-ı şeriiatte buldum kemali
dört kapıdan girdim aslan misali
anda gördüm Muhammed'in cemali
araya araya buldum ya Ali

(Ergun, 1956:402)

Hızır Ali sultan ya senden medet
kara donlu sultan vallahi ahad
cedd-i paki sülale-i Muhammed
pirim Hacı bektaş değil mi

(Ergun, 1956:402)

Hızır İlyas ile içti hayatı
Yezid'e zulfikar zehirden katı
yine pirden ola er kerameti
bir ismi Muhammed bir ismi Ali

(Öztelli, 1971:91)

Ali söyler Hızır yazar ayeti
elinde zülfikar zehirden katı
aşikare Ali'nin kerameti
birisi Muhammed birisi Ali

(Öztelli, 1971:92)

aslan olup yol üstünde oturan
Selman'a destinde nergis getiren
kendi cenazesin kendin ******üren
Allah bir Muhammed Ali'dir Ali

(Öztelli,1971:93)

zulmet deryasını nur edip gelen
Hızır İlyas Şah-ı Merdan Ali'dir
garibin mazlumun halini bilen
Hızır İlyaz Şah-ı Merdan Ali'dir

(Zelyut, 1995:14)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ANADOLU'DA HIZIR İNANCI VE HIDIRELLEZ   25/1/2007, 20:47

Bektaşilikte 12 posttan mihmandar postunun Hızır'ı temsil ettiği(bkz. Erseven, 1995:19 Sertoğlu, 1969:255 Boratav, 1964:468) ileri sürülmektedir. misafir için Aleviler Ali derler.(Zelyut 1995:14) bunu da mihman Ali'dir sözüyle dile getirirler. Arap alevilerinde de misafir çok değerlidir ve misafire Ali gözüyle bakılır.

Hızır'ın Hıristiyan inancında ki ismi St. Georges'dir ya da Aya Yorgi. bu isim halk arasında aziz Corc olarakta bilinir. (Ocak, 1990:138-139)Hızır ile aynı kişi olduğuna inanılan St Geoges, bazı müslüman velilerle de özdeşleştirilmiştir. St. Georges, Teselya'da torbalı sultan, Cafer baba, Mustafa baba ve Üsküp'te Karaca Ahmet Sultan ile özdeşleşmiştir. (Ocak, 1991:670)

HIZIR SÖYLENCELERİ

Hani Mûsâ beraberindeki gence şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım ya da uzun zaman gideceğim.”
Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.
Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi.
Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi.
Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.7
Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
Adam şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.”
İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
O da şöyle dedi: “O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”
Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi.
Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.8
Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi.
Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.
Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme.9 Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)” dedi.10
Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi.
Adam, “İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir” dedi. “Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım.”11
O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”
Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.”
Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”
Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.”
Kehf(60-82)

dikkat çekici olan bu ayetler de Hızır ve ya başka bir isim geçmemesine rağmen 'kullardan bir kul' veya 'o kul' diye nitelendirilen kişinin bütün tefsir kitapları ve hadisler de Hızır olarak adlandırılmasıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ZOZANB
Kıdemli Uye
Kıdemli Uye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 234
Yaş : 107
Yer : BAZAN ORDAN BAZAN BURADAN
Meslek : BEKLEMEK
Kisiel Rutbe : DÜNYA HEP ALEVİLERLE GÜZEL
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ANADOLU'DA HIZIR İNANCI VE HIDIRELLEZ   1/2/2007, 00:42

hızır hakkında bilgiler
Ebü Hüreyre’den rivayet olduğuna göre: Hz.Muhammed, Hızır’a Hızır denilmesinin sebebini izah ederken şöyle buyurmuştur: Hızır otsuz kuru bir yere otururdu’da ansızın o otsuz yer yeşillenerek peşi sıra dalgalanırdı. Kaynak: Sahih-i Buhari, hadis No:1389 D.İ.B.Y.
Ubey b. Kab şöyle der: Hz.Muhammed buyurdu ki, Musa peygamber İsrailoğulları arasında hatip bir kişi olarak ortaya çıkmıştı. Bir gün Musa İsrail evlatlarına vaaz ederken, ona insanların en bilgilisi kimdir? diye sorulduğunda benim cevabını vermişti; işte o zaman cenab-ı Hak onu kınıyarak bilgisini kısmıştır. Bunun üzerine Musa: Ey Rabbim! Benden daha bilgili kimse varmı? diye sormuş. Cenab-ı Hak’da: Evet vardır, iki denizin kavuştuğu yerdeki kulum Hızır senden daha bilgilidir; diye ona vahyetti. Musa peygamber: Ya Rabb onu nasıl bulabilirim? diye sormuş; Cenab-ı Hak’da: Bir balık avla, bir zenbil içine koy; onu kayb ettiğin yerde o kimseyi de bulmuş olursun. Bunun üzerine Musa peygamber bir balık yakalar, onu bir zenbile koyar ve yanında hizmet eden Yüşa bin Nun’la beraber yola çıkarlar. Hızır hakındaki bu sahih hadis Kur-an’ın Kehf süresi 60-82 ye kadar olan ayetlere bağlı olup esasını tamamlar. Kaynak: Sahih-i Buhari, hadis No:102 D.İ.B.Y.
Yukarda sahih hadis ve Kur-an’ın Kehf süresi 65 ci ayetin nakline göre, Hızır nebi Kelamı İlahi ile müşerref olmakla birlikte ilim-i ledun, ilim-i batın ve ilim-il gayb gibi değişik isimlerle ifade edilen, geçmiş ve geleceğe şamil bir ilime sahip olduğu için diğer nebiler’den daha bilgili olduğundan hiç şüphe yoktur.
Ebü Cafer Muhammed, Hızır nebi devri hakkında şöyle der: Hızır nebi, (M.Ö.333) Mekedonya diye bilinen diyarın hükümdarı Filifos oğlu büyük İskender’in ilk zamanında yaşamıştır. Hızır nebi İskender ile birlikte ebedi hayat suyu kaynağını aramayla meşkul olmuşlar. Nihayet ebedi hayat suyu Hızır’a nasip olup varıp o suda içmiş ve ölmezliğe ermiştir. İskender ise bu sudan mahrum kalmış. Kaynak: Tarih-iTaberi c.2.s.59-64 E.O.Y.
İbnü´l-Esir, Hızır nebi hakkında kaynaklarda edindiği bilgiye dayanarak şöyle der: İslamiyetten önceki bilginlere göre: Hızır nebi, Hz.Musa bin İmran’dan önce gelmiş, padişah Efridun bin Esgiyan zamanında yaşamıştır. Bazı rivayetlere göre, Hızır nebi, Hz.İbrahim ile eşi Hacer’e iman eden çocuklardan biridir. İsmi Yelya bin Melkan’dır. Babası Melkan büyük ve azametli padişahlardan biridir. Abdullah bin Şevzeb, Hızır nebi hakkında söyle der: Hızır nebi İran asıllı, İlyas bin Yasin ise İsrailoğulları’ndan olup, ikisi her yıl beli bir mevsimde buluşurlardı. Kaynak: El-Kamil c.1 s.148-151,B.Y.
Hindistan’da Hızır nebi’nin ismi ile bir balık üzerine oturmuş olarak tasavvur edilen hakiki bir nehir İlah’i olmuştur. Friedländer, Hızır nebinin menşeini işte bu cephede aramışlardır. Kaynak: İslam ansiklopedisi, leyden tab-ı mad. Hızır, M.E.B.Y.
Darda kalanların yardımına koşan Hızır nebi, ekseriyet gemicilerin hamisi olarak gösteren milletlerde var. Diyarbekri’ye göre, Suriye sahilinde fırtınalı zamanlarda gemicilerin Hızır nebi’den yardım istedikleri inanışı yaygındır. Kaynak: Tarih el- Hamis, c.1.s.107.
Yukarda görüldüğü gibi Hızır nebi’nin yaşadığı devir hakkındaki malumat, bazen Efridun’un muasırı, bazen Hz.İbrahim devrinde yaşamış gösterilir, bazen de büyük İskende’in muasırıdır. Bunların farklarını tetkik bizi asıl mevzumuzdan çok uzaklara götürecektir. Şöphesiz Hızır nebi bir çok milletlerin tarih ve enbiya menakiblerinden ehminiyetli mevki işkal etmiş olmakla birlikte, yukarda belirtmiş olduğum kaynakların cümlesi Hızır’ın ilmini ve peygamberliğini kabul etmekle mütefikirler ve değerli fikirlerini bize muhtelif şekillerde intikal etmişlerdir. Talib toplumunun inancına göre, asıl ismi Eli, keramet unvanı Hızır (Xızır)’dır. Eli Şahi merdana talib olana, tarifi gerekmez. Çünkü bin-bir ismi vardır biride Hızır, her nerede çağırırsan orada hazır.
Pir Ali Baba

_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN! DÜNYA ALEVİLERLE GÜZEL
PİRSULTAN KIZIYIM BENDE BANAZDA
KANLI YAŞ AKITTIM BAHARDA YAZDA
DEDEMİ ASTILAR KANLI SİVASTA
DAR AĞACI AĞLAR PİRSULTAN DEYU
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alewitas.gooforum.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ANADOLU'DA HIZIR İNANCI VE HIDIRELLEZ   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ANADOLU'DA HIZIR İNANCI VE HIDIRELLEZ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ALEVILER BIRLIGI :: ALEVILIK BOLUMU :: Alevilik Hakkinda Genel Bolum-
Buraya geçin: