ALEVILER BIRLIGI

Ozgur ve Demoktrat Platform
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   25/1/2007, 23:58

hayatımızın bir yerinde onlarda. evet belki çoğumuzun gözünden kaçan ama bu dünyadan bizimle beraber yaşayan millyonlarca özürlü var. hangimiz ne kadar duyarlıyız bunlara çok azımız sanırım. işte bu konuyu engelli bireylerimiz için açmış bulunuyorum. onlarla ilgili bazı konuları sizinle paylaşmak için. umarım hepimizin işine yarar ve engelli bireylerimize bundan sonra birer yararımız olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   25/1/2007, 23:59

her şeyin başı aile olduğunu düşünüyor hepimiz ve bende bu konuya ailelerle ilgili bir kaç bilgiden başlamak istedim.

" ÖZÜRLÜ ÇOCUK DOĞUMUNU ÖNLEMEK İÇİN BİLGİ,
ÖZÜRLÜ OLMAMAK İÇİN ÖNLEM VE DİKKAT GEREKİR
TOPLUMUN VE HER AİLENİN BUNLARI BİLMEYE HAKKI VARDIR

Sağlıklı aileleri sağlıklı eşlerin kuracağını,
Kalıtımsal hastalıkların etkisini,
Doğumların zamanlanması,
Güvenli annelik için tıbbi takip önemini,
Aşı,
Doğuştan gelen veya edinilen bozuklukların erken tedavi ve rehabilitasyonu,
Temizlik, bulaşıcı hastalıklar,
Kazalar,
Psiko- Sosyal Danışmanlık alma,
İnsan hakları – Özürlü hakları.

ÖĞRENMEK, ÖNLEM ALMAK VE DİKKATLİ OLMAK İSE SİZİN GÖREVİNİZ

EVLENMEK İSTİYORSUNUZ
Evlendikten sonra doğacak çocuğunuzun özürlü olmasını istemiyorsanız.
ÖNCE : Yakın akraba evliliği yapmayın
SONRA : Birlikte en yakın sağlık ocağı yada ana- çocuk sağlığı merkezine gidin;

Kan grubu ve RH uyuşmazlığı sonuçları,
Genetik olarak çocuklarınıza geçme olasılığı olan hastalıklar,
Şeker Hastalığı, yüksek tansiyon, kalp ve kan Hastalıkları, kızamıkçık ve kabakulak gibi hastalıklar ve sonuçları,
İstenmeyen gebeliklerden korunma,
Cinsel ilişkiyle bulaşan AİDS, Belsoğukluğu, Frengi, Sifilis gibi hastalıkların kontrolü ve tedavisi, konularında bilgi edinin, alacağınız tavsiyelere uyun.

SONUÇTA : Tavsiyelere uymakta doğacak çocuğunuzun bedensel veya zihinsel bir özürle doğmasını engellemiş olursunuz.
EVLENDİNİZ
Tebrikler

Bunu yapmakla önce kendinize, sonra topluma karşı yeni sorumluluklar yüklediniz.
Karar verdiğiniz birliktelik aranızda daha fazla iletişim, paylaşım ve dayanışmayı gerektirmekte.
Ailenizi mutlu kılmak ve sürekliliğini sağlamak için paylaştığınız sorunları çözemeyeceğiniz zaman olacaktır. Böyle zamanlarda umutsuzluğu düşmeyin. En kolay yolu seçip, evliliğinizi bitirmeyin. Gerekiyorsa sorunlarınızı bir bilenle paylaşın.
Sorunlardan uzak bir aile yaşamı için ; ÖĞRENİN, ÖNLEM ALIN, DİKKATLİ OLUN. HAYAT MÜŞTEREKTİR

ANNE BABA ADAYISINIZ

BABA ADAYI OLARAK :
Ev işlerinde eşinize olan yardımlarınızı arttırın. Ona Karşı daha anlayışlı davranın. Açık havada birlikte yapacağınız küçük gezintilere zaman ayırın. Tehlikelerden korunması için ona yardımcı olun. Annenin fiziksel ve ruhsal sağlığının doğacak çocuğun sağlıklı olmasıyla ilişkisini asla unutmayın.
ANNE ADAYI OLARAK :
Hamileliğiniz süresince;
Düzenli olarak sağlık kontrollerine gidin.
Sigara, alkol ve uyarıcıları kullanmayın.
Bulaşıcı hastalıklardan korunun.
Beslenmenize ve dinlenmenize dikkat edin.
Zararlı etkiye sahip ilaçları kullanmayın.
Radyasyon yükleyici araçlardan uzak durun.
15- 49 yaş arasında ve özellikle gebeyseniz tatanoz aşısı olun.

BİRLİKTE : Çocuk yetiştirme sanatını öğrenin.
SAĞLIKLI ANNE – BABA İLİŞKİLERİ RUH SAĞLIĞI YERİNDE ÇOCUK YETİŞTİRMEK İÇİN ÖNEMLİDİR.

ÇOCUK İSTİYORSUNUZ
Sağlıklı bir çocuğa sahip olmanıza engel durum olmadığını öğrendiniz. Birlikteliğinizin aile kurumu olabilmesi için koşul olan çocuğunuzun olmasını düşünmelisiniz. Böylece ailenizin daha güçlü, siz bir birinize daha yakın olacaksınız.

Her çocuk düşündüğünüzde :
Onu sosyal ve ekonomik koşulların iyi olduğu bir ortamda yaşatmak için aile planlaması bilgileri edinin.
18 yaşından küçük olmanın, 35 yaşından büyük olmanın, 2 yıldan daha sık hamileliğin, 4'den fazla çocuk sahibi olmanın, yüksek tansiyon veya ciddi bir hastalığın gebelik için tehlikeli olduğunu unutmayın.
İstenmeyen gebeliklerde doğumevi ve hastanelerin aile planlaması kliniklerine başvurun. Gebeliğe son vermek için ilkel yöntemler kullanmayın. Kürtaj ,ç,n vücudunuzu cahil kişilerin eline ve hijyen olmayan ortamlara bırakmayın.
Annelik gibi kutsal bir göreve talip olurken gebelik ve doğumla ilgili bilgiler edinmeye başlayın.

SEVEBİLECEĞİNİZ ÇOCUK BAKABİLECEĞİNİZ KADAR ÇOCUKTUR.

DOĞUMUNUZU HASTANEDE DOKTOR KONTROLÜNDE YAPTIRMAKLA MANTIKLI DAVRANDINIZ. MUTLULUĞUNUZ BÜYÜK. ANCAK ; BEBEĞİNİZİ SAĞLIKLI YETİŞTİRMEKLE İLGİLİ KAYGILARI DUYMAYA BAŞLADIĞINIZI GÖRÜYOR GİBİYİZ. TELAŞA VE KORKUYA GEREK YOK. YENİ BİLGİLER ÖĞRENMEK, ÖNLEMLER ALMAK VE DAHA DİKKATLİ OLMAKLA MUTLU YAŞAMI YAKALAYACAKSINIZ.

Anne olarak çocuğunuzu bir yaşına kadar hatta daha uzun süre emzirin. Bu arada kendi beslenmenize de özen gösterin.
Çocuğunuza altı aydan sonra anne sütü ile birlikte ek gıdalar verin.
Çocuğunuzun gelişim takiplerini yaptırın
Soba, ocak, fırın ve tüp gaz gibi araçları çocuklar için tehlike yaratmayacak şekilde yerleştirip, koruma önlemi alın.
Merdiven, pencere ve balkonlarda çocuklar için koruma tedbirleri alın.
Çocukların ağzına, kulağına sokabileceği küçük şeyler ile kesici ve delici araçlardan uzak kalmasını sağlayın.
Akrep, yılan ve diğer zehirli böceklerin sokması halinde serum tedavisi, köpek ve diğer ısırmasında ise kuduz aşısı için zaman geçirmeden en yakın sağlık kuruluşuna gidin.
Çocuklarınıza en erken yaşta trafik kurallarını ve trafik işaretlerini öğretin.
Kazalarda hayat kurtarma ve sakatlığı önlemek için basit ilk yardım kurallarını öğretin.
Bir çok hastalığın nedeni ağızdan alınan mikroplardır. Bu nedenle çocuğunuzun beslenmesinde kullandığınız biberon, kaşık vb. araçların temizliğine önem verin.
Çocukla ilgilenirken ellerinizin temizliğine dikkat edininiz.
Su ve yiyecekleri temizledikten sonra tüketin. Özellikle şebeke suyunu kaynatarak kullanın.
Sıtma, verem, tifo, kolera gibi hastalıkları yayan sinek, böcek gibi hayvanların ve mikrobun oluşmaması için çöpleri kapalı tutun.
Çocuğunuzun aşılarını tam ve zamanında yaptırın, özellikle bir yaşını doldurmadan verem, çocuk felci, difteri, tetanos, boğmaca ve kızamık gibi hastalıklara karşı aşılatın
Kazalara karşı önlem alın. Bu yolla sakat kalmayı engelleyebilirsiniz. Bunun için : İlaç vb. zehirli maddeleri çocuğun ulaşamayacağı yerde saklayın. Gıda maddelerinden uzak tutun.

HERŞEYE RAĞMEN, ÇOCUĞUNUZ ÖZÜRLÜ OLABİLİR

Kendinizi ve özürlü bireyinizi toplumdan soyutlamayın, ondan utanmayın ve onu saklamayın
Özür aileyi bütünüyle etkiler. Ancak, Özürün bireye özgü olduğunu ve onu daha fazla örselediğini bilin.
Aile içi ilişkilerinizde birbirinize destek olun.
Gerek özür konusunda, gerekse ne yapılması konusunda özenli ve doğru bilgiler edinin.

Onun tıbbi, mesleki, sosyal rehabilitasyonu ve eğitimini ihmal etmeyin, en erken yaşlarda başlanması için koşullarınızı zorlayın. Ancak bu yolla gelecekle ilgili kaygılarınızdan kurtulabilirsiniz.

ONUN SORUNLARINI ANLAMAK VE ONA YARDIM ETMEK İÇİN ÇABA GÖSTERİN, FAKAT OLABİLDİĞİNCE DOĞAL HAREKET ETMEYİ UNUTMAYIN."

(alıntıdır)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   25/1/2007, 23:59

Fizik Tedavinin amacI hareket sistemindeki hastaliklarinin rehabilitasyonu ve fonksiyon eksikligi ve bozukluklarInI normal haline döndürmektir. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bilimi asagidaki hastaliklarla ilgilenir:

Nörolojik hastaliklar, felçler
Ortopedik problemler
Omuz ve evresi eklemlerinin hastaliklari
Omuz ve sirt kaslarinda gerginlik
Spor sakatlanmasI sonucu olusan hareket kisitliligi ve agri
Operasyon sonrasi gelisen fonksiyon bozukluklari
Bel Agrilari, Bel fitigi
Boyun Kireçlenmeleri
Kas Spazmi
Bas agrilari
Pozisyon Bozuklugu, boyun, sirt, bel agrilarinin tedavisi
Dogustan omurga egriliklerinin tedavisi
Dirsek, bilek, el eklemlerinin ve yumusak dokularin rahatsizliklari
Kalça ve diz hastaliklari
Eklem sisligi ve agri, hareket kisitliligi ile beraber olan romatizmal hastaliklarin tedavisi ve rehabilitasyonu
Kemik erimesi(osteoporoz) riski olan ve yerlesmis osteoporoz tedavileri
Tedaviler belli metodlarla ve surelerde uygulanIr:

Elektroterapi: Yüzeysel ve derin dokularin, eklem ve kas yapilarinin fonksiyonlarini düzeltmek icin aletlerle etki yapilir. Bunlar sicak, veya soguk tedavi olarak uygulanabilir. Uygulamalardan sonra doku esnekligi iyilesir. Böylece eklem hareket açikligi artarak agri azalir.

Egsersiz: Hareket flexibilitisi azalmis, kas gücü zayiflamis hastalarda agrili bölgelerin tedavisi ve normal fonksiyorlari kazanmak icin egsersiz gereklidir. Egsersiz tedavisi Fizyoterapistin uyguladigi teknikler ile hasta ile beraber ve hastanin kendi kendisine yapacagi hareketlerdir.

Masaj: Sirkulasyonu azalmis, sert ve agrili dokulara direkt etki ile gevseme saglanir.

Hamile Egsersizleri ve Egitim: Uygun egsersiz programi ile hamilelik suresince kondusyon ve statik degisikliklere bagli olarak olusabilecek agrilari azaltmak amaclanir, gevseme programi vucudu doguma daha iyi hazirlar.

Fizik Tedavide Olumlu Sonuclar:


Fizik Tedavinin basarili olmasi icin fizyoterapistin gösterdigi egzersizlerin önerilen biçimde, sayi ve tekrarla yapilmasi gerekir. Bu egsersizler düzenli olarak yapilmalidir. Fizik tedavi çok kisa zamanda sonuç vermeyebilir, genelde faydalarI duzenli ve surekli seanslar sonucunda görülür. Doktor ilaç tavsiyesinde bulunduysa, ilaclarin verilen miktar ve zamanlarda alinmasina dikkat edilmelidir. Piyasa da satIlan masaj aletleri ile hastanin kendisine masaj uygulamasi sakincali olabilir; tedavi ve egsersizler fizyoterapistler tarafindan verilip kontrol edilmelidir
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   25/1/2007, 23:59

Kök Hücre

Farklı hücre tiplerine dönüşebilme potansiyeline ve kendisini yenileyebilme gücüne sahip olan hücrelere "kök hücre" deniyor. Vücudumuzdaki kas, cilt, karaciğer hücreleri gibi hücrelerin belli bir hedefi var ve bölündüklerinde yine kendileri gibi bir hücre oluşturuyorlar. Yani karaciğer hücresi bölününce yeni bir karaciğer hücresi oluşuyor.
Bundan farklı olarak, kök hücrelerin bu şekilde belirlenmiş bir görevi yok. Aldıkları sinyale göre farklı hücre türlerine dönüşüyorlar. Bunu kontrol eden unsurlarsa genler. Bir kök hücresinin hangi hücreye dönüşeceğini hücre çekirdeğindeki genler belirliyor. Diğer
hücreler ölünce veya hasar görünce, kök hücreler hangi hücre türüne ihtiyaç varsa o hücreye dönüşüyor. Bu işlem sırasında bazı genler daha aktif hale gelirken, bazıları da baskılanıyor. Kendisini yenileme gücüne sahip olan kök hücreler, bir bakıma diğer hücre
türleri için tükenmez bir kaynak görevi üstleniyor.

İlk olarak 1998 yılında insan embriyosundan kök hücre elde edilip kültürlerde çoğaltılmasından sonra kök hücre araştırmaları hız kazandı. Değişik hücre türlerine dönüşebilme potansiyeli olan kök hücreleri, kontrol edilebildikleri taktirde laboratuvar ortamında istenilen hücre türüne dönüştürülebiliyorlar. Böylece vücutta eskiyen, hastalanan veya ölen hücrelerin veya organların yerini doldurmak üzere laboratuvarda
kök hücrelerinden yeni hücreler, hatta yeni bir organ elde edilebilir. Ancak bunu başarabilmek için hücrenin genetik şifresini ve kontrol mekanizmalarını çok iyi bilmek gerekiyor.

Kök Hücre Nedir?

Erkeğin spermi ile kadının yumurtası birleştiğinde, yani döllenme sonrası oluşan hücre (zigot) tek başına tüm organizmayı meydana getirebilecek genetik bilgiye ve güce sahip. Vücuttaki tüm hücrelere dönüşebilecek potansiyele sahip olan bu ilk embriyonel hücreye "totipotent" herşeyi yapabilen anlamında hücre deniliyor. Döllenmeyi izleyen ilk dört ile beş gün içerisinde tek hücreden meydana gelen tüm hücreler aynı güce sahip. Yani döllenme sonrası ilk dört gün içerisinde oluşan hücreler rahim içerisine yerleştirildiğinde her biri tek başına bir organizma, yani insan oluşturabilecek güçte. Anne karnında ilk dört
gün içerisinde eğer herhangi bir nedenle bu hücreler birbirinden ayrılırsa, ayrılan her hücre kendi başına büyüyor ve ayrı bir insan meydana geliyor. Genetik şifreleri aynı olan bu kişilere "tek yumurta ikizi" deniliyor.

Beşinci günden, yani 2-3 hücre bölünmesinden sonra meydana gelen hücreler "blastosit" denilen küresel bir şekil alıyorlar. Bu kürenin içerisindeki hücreler vücuttaki tüm hücrelere dönüşebilecek potansiyele sahipler; ancak tek başlarına tüm organizmayı oluşturamıyorlar. Yani, döllenmeden 6-7 gün sonra meydana gelen hücrelerden herhangi
biri alınıp rahime yerleştirilirse bu hücre artık bir insan oluşturamıyor.

Beşinci günden sonra oluşan hücreler her hücre türüne dönüşebilecek güce sahipler. Gerekli ortam sağlandığında bu hücreler bilinen yaklaşık 200 hücre türüne dönüşebiliyorlar. Ancak bu hücreler artık tek başına tüm organizmayı oluşturamıyorlar. Bu nedenle bu hücrelere "pluripotent" hücre deniliyor. Hayvanlardan ilk olarak 1981 yılında elde edilen bu tür kök hücreler yaklaşık 15 yıl sonra insanlardan da elde edildi.

Hücrelerin bölünme kapasitesini, yani bir bakıma ömrünü belirleyen faktörlerden biri, kromozomların ucunda bulunan ve "telomer" denilen DNA zincirleri. Bu zincirlerin uzun kalmasını sağlayan ise telomeraz enzimi. Bir hücrede telomeraz ne kadar aktifse telomer
uzunluğu da o kadar korunabiliyor. Telomerler ne kadar uzun olursa hücrelerin bölünme kapasitesi de o kadar fazla oluyor. Kök hücrelerde de çok aktif telomeraz faaliyeti ve buna bağlı uzun telomer zinciri var. Bu nedenle kök hücreler çok uzun sürelerle bölünerek kendilerini kopyalayabiliyorlar.

Anne karnındaki organizmanın daha sonraki gelişim aşamalarında hücreler biraz daha özel görevlere sahip oluyor ve erişkin kök hücrelerine dönüşüyorlar. Bu erişkin kök hücreleri de belirli hücre türlerini meydana getiriyor. Örneğin kan kök hücresi kemik iliğinde bulunuyor ve gerektiğinde beyaz kan hücreleri, kırmızı kan hücreleri ve
kanın pıhtılaşmasında görev alan trombositlere dönüşüyor. Aynı şekilde deri kök hücreleri de değişik deri hücrelerine dönüşebiliyorlar. Biraz daha özelleşmiş olan bu kök hücrelere "multipotent" (çok yetili) hücre deniliyor.

Tüm organizmayı oluşturma gücüne sahip olan veya tüm hücre türlerine dönüşebilen kök hücreler, insan gelişiminin ilk aşamalarında, yani embriyo aşamasında bulunuyor. Ancak biraz daha özelleşmiş kök hücreleri çocuklarda ve hatta eri.kinlerde bulunabiliyor. Buna
en iyi örnek kemik ili¤indeki kan kök hücreleri. Bu hücreler hem çocuk hem de erişkin kemik iliğinde bulunuyorlar. İnsan vücudunda ancak belirli birkaç hücre türüne dönüşebilen erişkin kök hücreleri, laboratuvar koşullarında gerekli ortam ve sinyaller sağlandığında çok daha fazla hücre türüne dönüşebiliyorlar. Örneğin, normal koşullarda sadece kan hücrelerine dönüşen kan kök hücreleri, istenildiğinde sinir hücresine dönüşebiliyorlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:00

Kök Hücrelerin Kaynağı

Kök hücreler üç kaynaktan elde ediliyor. Bunlardan ilki insan veya hayvan embriyosu. Yani daha anne karnında 5-6 hücre aşamasındaki organizmadan kök hücre elde edilebiliyor. Buna embriyonel kök hücre deniliyor. İnsan embriyonel kök hücresi ilk olarak 1994 yılında elde edildi, 1998 yılındaysa laboratuvarlarda üretilmeye başlandı. Anne karnında büyüyerek fetus haline gelen organizmanın ileride sperm veya yumurta olacak üreme hücreleri de kök hücre kaynağı olarak kullanılabiliyor.
Kök hücrelerin diğer bir kaynağıysa erişkinlerde bulunan ve birkaç hücre türüne dönüşebilen "erişkin kök hücre"ler. Hücrelerin duvarındaki belirli işaretleri tespit ederek, yani bir bakıma bar kodunu okuyarak hangi hücrenin kök hücre, hangisinin farklılaşmış hücre olduğunu anlamak mümkün. Erişkin kök hücrelere en iyi örnek, her insanda
kemik iliğinde bulunan kan kök hücreleri.

Deneysel çalışmalarda her iki kaynaktan elde edilen kök hücreler kullanılıyor. Hangi kaynaktan alınırsa alınsın elde edilen kök hücrelerin laboratuvarda çoğaltılmasıyla yeni kök hücre elde edilmesi veya farklı hücre elde edilmesi mümkün. Ancak embriyodan elde
edilen kök hücreler ahlaki açıdan oldukça tartışmalı. Bu hücreleri elde etmek için embriyonun hayatına son vermek gerekiyor ve bu da özellikle toplumun tutucu kesiminin tepkisine yol açıyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:00

KÖK HÜCRENİN KULLANIM ALANLARI

Kanser veya organ yetmezlikleri gibi kronik hastalıklar insan kaybına yol açan nedenlerin başında geliyor. Bunların kişilerde yol açtıkları olumsuz psikolojik etkiler ve ekonomik kayıplar da eklenince kronik hastalıklar en büyük toplumsal sorunlardan biri oluyor.
ABD’de halen 128 milyon insan bu tür hastalıklardan doğrudan veya dolaylı olarak etkileniyor. Kanser veya organ yetmezlikleri ülke ekonomilerini de oldukça etkiliyor. Örneğin şeker hastalığının tedavisi için ABD’de bugüne kadar toplam 140 milyar dolar harcandığı tahmin ediliyor. Böbrek, karaciğer, akciğer ve kalp gibi hayati organların yetmezliği nedeniyle organ nakli için sıra bekleyenlerin sayısı ABD’de yaklaşık 75 bini aşıyor. Organ yetmezlikleri, organlardaki hücrelerin işlevlerini yitirmesi veya ölmesi sonucu gelişiyor. Sonuçta organ görevini yerine getiremiyor ve tedavi edilmediğinde ölümle sonuçlanıyor. Tedavi edilmeyen kronik hastalıkların yarattığı psikolojik sorunlar
ve yol açtığı işgücü kaybı, sorunun diğer yönü.

Ölüm nedenlerinin başlarında gelen kronik hastalıklar, organ yetmezlikleri ve kanserler tam olarak tedavi edildiği taktirde insan ömrünün uzayacağı, bilinen bir gerçek Sinir sistemini ve beyni etkileyen Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklar doğrudan ölüme yol açmasa da yaşam kalitesini düşürüyorlar. Bu hastalıklarda görevini yapamayan veya
ölen sinir hücreleri kendilerini yenileyemiyorlar.

Vücudumuz eskiyen, görevini yerine getiremeyen veya ölen hücrelerin yerine yenileri oluşturduğu, yani kendisini yenilediği sürece organlar çalışıyor ve yaşam devam ediyor. Ancak normal görevini yapamayan veya ölen hücrelerin yerine yenileri gelmediği zaman organlar çalışamıyor ve çeşitli hastalıklar meydana geliyor. Vücudun gerektiğinde hücre yenilemesi yapamadığı durumlarda vücuda dışarıdan verilen yeni hücreleri kullanmak, hastalığı tedavi edip insan hayatını uzatabilir. Örneğin kan kanseri olan bir hastaya sağlıklı kemik iliği verilmesi o kişinin hayatını kurtarabilir.

Son yıllarda üzerinde çalışılan kök hücreler, hastalıklı hücrelerin yenilenmesi için sonsuz kaynak oluşturuyorlar. Laboratuvarlarda kök hücrelerden üretilen özelleşmiş hücreler vücutta eskilerinin yerini alabilecek. Çok sayıda bölünebilme ve değişik hücre türlerini oluşturabilme özelliğine sahip olan kök hücreler önümüzdeki yıllarda belki de eskiyen hücreler ve dokular için sonsuz bir yedek parça görevini üstlenecek. İnsandan alınan tek bir hücredeki genetik bilgi, embriyodan alınan kök hücresine verildiğinde, kişiyle aynı genetik yapıyı taşıyan, istenilen türde hücreler elde edilebilecek. Kök hücrelerin daha
iyi anlaşılması ve gen mühendisli¤indeki gelişmeler sayesinde belki de kısa bir gelecekte, tek bir kök hücreden istenilen bir organ, üç boyutlu olarak oluşturulabilecek. Böylece organ yetmezliği nedeniyle nakil sırasında bekleyen hastalar için sınırsız bir organ kaynağı oluşacak.

Yine kök hücreler kullanılarak organın tamamını değiştirmeden, yani kişiyi hiç ameliyat etmeden sadece o organdaki hastalıklı veya ölü hücreleri sağlıklı hücrelerle değiştirmek mümkün olacak. Örneğin kalp krizi geçirerek kalp kaslarının büyük kısmını kaybeden hastaya, kök hücrelerden üretilen sağlıklı kalp kası hücreleri nakledilebilecek. Hastayı ameliyat etmeden sadece damardan enjekte ederek verilen bu hücreler kalbe ulaşarak hastalıklı veya ölü hücrelerin yerini alabilecek. Aynı yöntem böbrek veya karaciğer gibi organların hastalıklarında da kullanılabilecek. Belki bu yöntem sayesinde önümüzdeki yıllarda açık ameliyatlar tarihe karışacak.

Günümüzde kesin tedavisi mümkün olmayan Parkinson, Alzheimer gibi beyni ve sinir sistemini etkileyen hastalıkların tedavisi de mümkün olacak. Kök hücrelerden sağlıklı sinir hücreleri elde edilebiliyor. Elde edilen sağlıklı sinir hücreleri beyne yollandığında buraya
yerleşerek normal çalışmasını sürdürüp hastalıklı hücrelerin görevini üstlenebiliyor.

Çeşitli kaza ve yaralanmalara bağlı olarak kesilen omuriliğin tam olarak tamiri henüz mümkün değil. Kopan sinir liflerinin tamamını ameliyatla bir araya getirmek olanaksız. Ancak, sinir hücrelerinin kılıfını tamir eden hücreleri kök hücrelerden elde etmek mümkün. Bu tamirci hücreler omurilik sıvısına verildiğinde kopan sinirlerin kılıfını tamir
edebiliyor. Böylece tüm kopan sinir lifleri uç uca geliyor. Bu çalışmalar felçli hastalar için son derece büyük bir umut kaynağı. Örneğin, trafik kazası sonrasında tekerlekli sandalyeye mahkum olan bir insanın kök hücreler sayesinde yeniden yürüyebilme umudu, kök hücre çalışmalarının başarısına bağlı.

Son yıllarda hızlı bir ilerleme içerisinde bulunan gen mühendisli¤i ve gen tedavisinde de kök hücrelerden faydalanılmaya başlandı. Genetik mühendisliği sayesinde çeşitli hastalıkların ve kanserlerin tedavisi mümkün olabilecek. Çeşitli hastalıklar genetik şifredeki bozulmalara bağlı. Herhangi bir gen düzgün çalışamayınca kodladığı, yani yapılmasını sağladığı protein de normal yapıda olmuyor. Buna bağlı olarak vücutta çeşitli bozukluklar ve hastalıklar medyana geliyor. Bir kısmı doğuştan olan bu bozuklukların kök hücreler kullanılarak tedavisi olası. Örneğin karaciğer hücrelerindeki bozuk veya eksik bir gene bağlı karaciğer hastalığı bu geni onararak tedavi edilebilir. Kişiden alınan bir kök hücre, genetik bozukluk düzeltildikten sonra tekrar programlanarak kişiye geri verilebilir. Tamir edilen kök hücreler artık sağlam karaciğer hücreleri üretmeye başlar. Zamanla sağlam karaciğer hücreleri hastalıklı hücrelerin yerini alarak organı yeniler.

Bütün bu çalışmalar henüz deney aşamasında. Ancak kök hücreler üzerinde yapılan çalışmaların çok büyük miktarlarda fonları mevcut. Açık ameliyatlarla veya bazı ilaçlarla yapılan tedavilerin yerine hastalığın temeline inip, kökteki bozukluğu düzeltmek günümüzdeki en büyük tedavi stratejisi. Tüm hücrelerimizi genetik şifre kontrol ediyor ve tüm hücreler kök hücrelerden oluşuyor. Bu nedenle, bizi kontrol eden genetik şifrenin çözülmesi ve hayatın kökeni olan kök hücrelerin davranışlarının anlaşılması hastalıkların tedavisi için çok önemli. Genetik şifre ve kök hücreler üzerindeki bilgimiz arttıkça hakimiyetimiz de artacak. Hücre kontrolünü tam olarak ele geçirdiğimizde ise belki de tüm hastalıkların mutlak tedavisi ve insan ömrünün uzaması mümkün olacak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:00

Organ Nakilleri

Böbrek, kalp, akciğer gibi hayati organların çeşitli hastalıklar veya yaşlanmaları nedeniyle işlevlerini yitirmesi insan ömrünü sınırlayan nedenlerin başında geliyor. Çalışmayan organların sağlam olan bir organla değiştirilmesine organ nakli deniliyor. Eskiyen veya hastalanan organın yenisiyle değiştirilmesi fikri binlerce yıl geriye gider. Eski Mısır dönemlerinden kalan şekiller bize ilk organ nakli denemelerinin bu dönemlerde yapıldığı fikrini veriyor. İlk başarılı organ nakli 1954 yılında Amerikalı cerrah Dr. Murray tarafından yapılan böbrek nakli. Diğer Striatum insanlardan alınan organlar farklı genetik yapı nedeniyle, takıldıkları vücutta yabancı olarak kabul ediliyor. Vücuttaki bağışıklık sistemi,
yabancı olarak kabul edilen organa karşı şiddetli bir savaş başlatıyor. Bu savaşı azaltmak veya engellemek amacıyla bağışıklık sistemini baskılayan çeşitli ilaçlar kullanılıyor. Buna rağmen takılan organlar alıcının vücudunda ancak sınırlı bir süre yaşamını devam ettirebiliyor.

Organ nakillerinde karşılaşılan tek sorun organın reddedilmesi değil. Organ yetmezliği olan hasta sayısı, mevcut organ vericilerinin çok üzerinde. Halen ülkemizde 30 binin üzerinde böbrek hastası var ve yılda bunların ancak 400 kadarına organ temin edilebiliyor. Organ bağışlarının ihtiyacı karşılayamaması ve buna bağlı organ azlığına çözüm arayışları devam ediyor. Hayvanlardan alınan organların insanlara nakledilmesi üzerinde çalışmalar yapılıyor. Klinik uygulamalarda, maymundan alınan böbrekler insan
vücudunda en fazla bir yıl kadar yaşatılabiliyor, daha sonra vücut bu organı reddediyor. Son yıllarda kök hücreler üzerinde yapılan çalışmalar, bu hücrelerden çeşitli doku veya organların oluşturulabileceğini gösterdi. Kök hücrelerin daha iyi anlaşılması ve kullanımı önümüzdeki yıllarda organ sıkıntısına belki de son verecek.

Kök hücreler vücuttaki her türlü hücreye dönüşebiliyor. Yani gerekli sinyaller verildiğinde kök hücre kas hücresine veya karaciğer hücresine dönüşebiliyor. Bu amaçla, embriyodan
elde edilen kök hücreler laboratuvarlarda çoğaltılarak uzmanlaşmış hücreler elde ediliyor. Daha sonra bu hücreler hasta hayvanlara naklediliyor. Nakledilen hücreler hastalıklı organda çalışmayan hücrelerin yerini alıyor. Böylece organ eski işlerliğini kazanıyor. Kök hücrelerden elde edilmiş olan kalp kası hücreleri farelere nakledildiğinde kalpteki çalışmayan hücrelerin yerini alıyorlar. Nakledilen bu hücreler, farenin diğer kalp hücreleriyle birlikte çalışıyorlar. Kök hücrelerden elde edilen bu tür dokuların nakli, henüz
deney aşamasında.

Kök hücrelerden üretilen özelleşmiş hücrelerin nakli tıpta devrim niteliğinde. Bunun yanısıra tüm organların üç boyutlu orijinal şekliyle üretilmesi de önemli. Bu şekilde organ üretimi, organ yetmezliği olan hastalar için tükenmez bir kaynak olacak. Organların laboratuvarlarda üretilmesi organ naklinde büyük bir aşama olacak. Ancak organ naklindeki tek sıkıntı, verici organ sayısının azlığı değil. Diğer bir önemli sorun da vücudun organı kabul edip etmemesi. Kök hücrelerden elde edilecek organlar üretildikleri
embriyonel kök hücrenin genetik yapısını taşıyacakları için nakil sonrası organın reddi yine söz konusu olabilecek. Nakledilen organın hiçbir şekilde reddedilmemesi için nakledildiği kişiyle aynı DNA yapısına sahip olması gerekiyor. Bunu sağlamanın yolu, organı meydana getiren kök hücrenin genetik yapısını değiştirmek, yani organın nakledileceği kişiyle aynı genetik yapıyı oluşturmak. Bu amaçla ilk olarak embriyodan elde edilen kök hücrenin çekirdeği çıkarılıyor ve geride çekirdeksiz bir kök hücre bırakılıyor. Daha sonra kişinin herhangi bir hücresi alınarak bu hücrenin çekirdeği
çıkarılıyor. Elde edilen bu çekirdek, kök hücreye transfer ediliyor. Böylece elde edilen yeni
kök hücre yapısal olarak hem kök hücrelerin özelliğini taşıyor hem de kişiyle aynı genetik yapıya sahip oluyor. Bu kök hücreden elde edilen organ kişiye nakledildiğinde, aynı genetik yapıya sahip olduğu için reddedilmiyor.

Sadece organ değil, bazen kemik iliği, kornea veya deri gibi dokuların nakli de gerekli olabiliyor. Yanıklardan sonra oluşan cilt kusurlarının kapatılması için bazen geniş deri parçalarına ihtiyaç duyuluyor. Genellikle bu deri parçaları kişinin sağlıklı derisinden alınan parçalardan karşılanıyor. Ancak bazen kapatılması gereken yara çok büyük olduğu için alınan deri parçaları yeterli olmayabiliyor. Bu tür durumlarda ek deri parçalarına ihtiyaç duyulabiliyor. Kök hücrelerden üretilen deri hücreleri kültürlerde çoğaltılarak ince bir cilt tabakası elde edilebiliyor. Bu tabaka organik yapay bir zemin üzerine oturtulduktan
sonra hasarlı bölgeye naklediliyor. Hayvan deneylerinde oldukça başarılı sonuçlar veren bu yöntemin insanlardaki başarısı henüz bilinmiyor.

Artık laboratuvar ortamında kemik oluşturulabiliyor. Kemiğin içerisinde, kemik hücreleri dışında kıkırdak, yağ ve kan kök hücreleri bulunuyor. Bütün bu hücreler embriyonel kök hücrelerden üretilebiliyor. Bu hücrelerin sadece üretilmesi yeterli değil. Bunların üç boyutlu kemik yapısını da kazanması gerekiyor. Bu amaçla hücreler arasında yerleştirilen organik maddeler ve sentetik mineraller üç boyutlu kemik oluşumu için gerekli.
Bu bileşim kültür ortamında üç boyutlu kemik oluşturuyor. Elde edilen bu kemik belirli bir büyüklüğe geldiğinde kemik kusuru olan başka bir hayvana naklediliyor. Nakledilen kemik
dokusu kusurlu bölgeyi doldurarak kemiğin normal şekle gelmesini sağlıyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:01

MEZOTERAPİ

Mezoterapi yöntemi 1952 yılında Dr. Michel Pistor tarafından geliştirilmiştir. Mezoterapi 1987 yılında Fransız Tıp Akademisi tarafından kabul gören tıbbi bir tedavi yöntemidir. Bugün Uluslar arası Mezoterapi topluluğunun 15.000 den fazla üyesi başta Fransa ve İngiltere olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinde ve Güney Amerikada faaliyet göstermektedir. 1998 yılından itibaren ABD de uygulanmaya başlanmıştır.

Mezoterapi klasik tıbbın bir tedavi yöntemidir. Mezoterapi tedavisinin yaygın bir kullanım alanı vardır. Bel, boyun, sırt, kalça, diz ve ayakbileği ağrılarında uygulandığı gibi Bölgesel Zayıflama ve Sellülit tedavisinde de uygulanır.

Selülit yıllardır kadınların fiziğini bozmakla beraber kendine olan güvenide azaltmıştır. Sellülit belli yapıdaki hanımları seçen sınırlı bir problem değildir, fiziksel özelliklerden bağımsız zayıf, kilolu, atletik veya büro işi yapan tüm hanımlarda sellülit görülebilir, fazla kilolar selülit nedeni değildir. Bağ dokusundaki hasar gören bandlar çekilince deride çekilmeler olur ve büyüyen yağ hücreleri çıkıntılar yapar, sellülitli deri portakal kabuğu gibi girintili çıkıntılı görünüm alır.

Bölgesel zayıflama ve sellülit tedavisinde bel, basen kalçalar, bacak üst bölümünün iç ve dış kısmı, dizin içi ve yanları, karın, omuz ve kol gibi yağ dokusunun aşırı toplandığı bütün bölgelere uygulanır. İlaçlar mikroenjeksiyon tekniği ile cilde 1-6 mm derinliğinde ve ortalama 1 cm aralıklarla enjekte edilir. Enjeksiyonun içine belli farmakolojik özelliklere sahip ilaçlar konur. Bu ilaçlar bölgesel kan dolaşımını düzenleyen genellikle doğal bitkisel ilaçlardır. Kliniğimizde selülit tedavisinde kullandığımız ilaçlar; Prokain , Lidokain, Conjonctyl, L-Carnitine, Buflomedil, Pentoxiphylline, Aminophylline, Caffeine, Esberiven dir.

İlaçların kombinasyonu hastaya göre değişir. Tedavi ağrısızdır. Tedavi hastanın durumuna göre 8-15 seans uygulanır.

Bu tedavide yağlı , kızartma türü yiyecekler ve tuz mümkün olduğunca azaltılır, alkol, katı yağ, kafeinli gıdalar ve sodanın kullanılmaması, sigara içiliyorsa azaltılması önerilir. İçilen su miktarı 3 litreye çıkarılır, yürüyüş ve yüzme ile aktivite artırılır.

Bölgesel zayıflamada ve stresli hastalara mezoterapi tedavisinin yanında kulak akupunkturu da uyguluyoruz. Beraberinde sağlıklı beslenme ve egzersiz programı ile, ortalama 8- 15 seans sonunda 2 beden incelme olur, cilt esnek ve pürüzsüz bir görünüm kazanır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:01

KRONİK AĞRI VE YORGUNLUK...

Günümüzde gelişen teknoloji, bir yandan hayatımızı kolaylaştırıp bize zaman kazandırırken diğer yandan insan üzerinde sinsi bir tehdit oluşturmaktadır.

İnsan vücudu hareket etmek üzere yaratılmış bir makinedir. Hareket etmeyen bedende kısa veya uzun dönemde problemler ortaya çıkar. Bu problemlerin en başında obezite (şişmanlık) gelir. Bununla birlikte vücudun oynak yerleri olan eklemlerde, vücudun en önemli destek dokularından olan kaslarda ve sonuç olarak iç organların fonksiyonlarında problemler ortaya çıkar. Ortaya giderek şişmanlayan, eklemlerin hareketlerinde kısıtlılığı olan, kaslarında ağrı tarif eden “kondüsyonsuz”, “yorgun”, “halsiz”, “isteksiz”, “hantal” bir kişi çıkar.

Bu kişiler genç veya yaşlı olabilir. Yaşın ilerlemesi durdurulamaz. Ama “ihtiyar” gibi görünmek veya yaşamak yerine zinde, sağlıklı, hareketli ve dolayısı ile kendinden mutlu “yaş”lanmak pekala mümkündür. Bu da düzenli yapılan egzersizler ve uygun diet ile beslenme zemininde uygulanan fizik tedavi programları ile mümkündür. Yukarıda bahsedilen halsiz, isteksiz, yorgun kişilerin büyük bir çoğunluğu zamanlarının önemli bir kısmını doktor doktor dolaşarak geçirirler.

Basit ağrı kesiciler ile hayatlarını sürdüren bu kişiler uzun dönemde şikayetlerinden kurtulamadıkları için müzminleşen bu şikayetlerle yaşamaya devam ederler. Bu yazı onların sorularına yanıt verebilmek amacı ile ele alınmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:02

FİBROMİYALJİ SENDROMU NEDİR?

Fibromiyalji Sendromu, yaygın vücut ağrıları ve halsizlik ile kendini gösteren bir kronik ağrı sendromudur. En belirgin özelliği yaygın “kas ağrıları”dır. Hayat kalitesinde belirgin düşüşe neden olur. Hastaların yaygın vücut ağrılarının yanı sıra halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, uyku bozukluğu ve dolayısı ile “sabah yorgun uyanma” ve “tutukluk” şikayetleri mevcuttur. Hastalar, yorgunluk nedeni ile işe konsantre olmada güçlük çekerler. “Sabah yorgun kalkıyorum” diyen hasta, gün boyu da aynı isteksizlik ve yorgunluk hissi ile bir şey yapmak istemez. Mevsim değişiklikleri ve özellikle soğuk ile şikayetlerde artış olur. İş gücü kaybı ve hayat kalitesinde düşüşe neden olur. Bu grup hastalar, kaynağı teşhis edilemeyen ağrı şikayetleri nedeni ile çeşitli branşların doktorlarına başvururlar, daha sık operasyon geçirirler. Ancak doğru teşhis edilemediğinde, şikayetler ağrı kesici ilaçlar ile geçiştirildiğinde sorun tam olarak giderilemez. Hastaların şikayetleri kısa bir süre azalmış veya geçmiş gibi gözükse de, bir süre sonra nüks eder.

NE SIKLIKTA VE KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Görülme sıklığı kadınlarda %3-4 , erkeklerde %0,5 olarak bildirilmiştir. Hastaların %70-80 kadarı kadınlardır. Her yaş grubunda (çocuklar dahil) görülebildiği gibi, en sık 30-50 yaş grubunda rastlanmaktadır. Bir romatolojik hastalığı olanlar (romatoid artrit), enfeksiyöz bir hastalığı olanlar (viral veya bakteriyel hastalıklar) veya psikiyatrik hastalığı olanlar (major depresyon gibi) fibromiyalji sendromu açısından risk taşırlar.

HANGİ FAKTÖRLER ŞİKAYETLERİ ARTIRIR VEYA BAŞLATIR?

Fibromiyalji Sendormu’nda, hastaların şikayetleri gel-git şeklindedir. Bazen hiç şikayetleri olmazken, bazı dönemlerde şikayetleri artar. Fibromiyalji Sendromu’nun ortaya çıkmasını tetikleyen bazı nedenler mevcuttur:

"viral bir enfeksiyon, fiziksel veya duygusal bir travma (STRES), soğuk ve nemli hava, mevsim değişiklikleri, yüksek çalışma temposu, gürültü, ilaç"
değişiklikleri gibi.

Hastalar sıcak uygulama, masaj, hafif egzersiler ve tatil yapma ile rahatladıklarını ifade ederler.

BELİRTİLER VE BULGULAR NELERDİR?

Vücudun alt ve/veya üst yarısında ağrılar mevcutttur. Ağrılar, vücudun daha çok kullanılan boyun ve bel bölgelerinde belirgindir. Bu hastalarda tipik olarak, boyun, sırt bölgesindeki ağrılara başağrısı da eşlik eder. Mide ağrısı, ağrılı adet dönemleri, nefes almada zorlanma hissi, çarpıntı, zaman zaman ellerde terleme-titreme- uyuşma-karıncalanma ve şişlik hissi, gözlerde ve ağızda kuruluk hissi hastaların şikayetleri arasında yer alır.

NASIL TANI KONUR?

Fibromiyalji sendromunda kan tetkikleri ve radyolojik incelemeler normal sonuçlar verir. Ancak altta yatan başka hastalıklara da eşlik edebilir (romatoid artrit, lupus gibi). Laboratuar sonuçlarında anormal değerler söz konusu olduğunda mutlaka altta yatan patoloji araştırılmalıdır. Yukarıda bahsedilen şikayetler ve bulgulara ek olarak, vücudun belli bölgelerine (önceden tanımlanmış 18 hassas nokta) bası uygulandığında ağrı ortaya çıkar ki en az 11 bölgede ağrının tesbit edilmesi tanı koydurucudur.

HANGİ HASTALIKLARLA ÖRTÜŞEBİLİR?

Fibromiyalji sendromu, depresyon, migren, kronik yorgunluk sendromu veya miyofasyal ağrı sendromu gibi hastalıklarla örtüşebilir. Bunlardan birinin varlığı fibromiyalji sendromunun yok olduğu anlamına gelmez. Yani birarada da olabilirler. Örneğin yapılan çalışmalar, fibromiyalji hastalarının % 25’de depresyon, % 50’de de migren gözlendiğini ortaya koymuştur.

TEDAVİSİ NASILDIR?

Bu sendromun tedavisi için multidisipliner bir program düzenlenmelidir. Bu program içinde, ilaç tedavisinin yanısıra, egzersiz, masaj, fizik tedavi gibi komplementer tedaviler ve dietin düzenlenmesi yer alır. Gerektiğinde psikiyatrik destek verilmelidir. Tedavi, ağrıyı ve yorgunluğu azaltmak, depresif semptomları gidermek ve diğer semptomları en aza indirmek amacı ile düzenlenir. Burada “azalmış fiziksel aktivite ve artmış ağrı” kısır döngüsünü kırmak amaçlanır. Tek bir standart tedavi yolu yoktur:

Kişi “fibromiyalji sendromu” hakkında bilgilendirilmelidir.

Kişiye özel fiziksel egzersiz programı düzenlenmelidir.

Uyku problemi çözülmelidir.

Ağrı ve katılık çözülmelidir; kişinin rahatlaması ve gevşemesi için gerektiğinde fiziksel ajanlar ve relaksasyon teknikleri kullanılmalıdır.

Stres faktörleri ile başa çıkma veya dayanma gücünü artırmaya yönelik faktörler üzerinde durulmalıdır.

Önerilen ilaç tedavisi, ağrı ve uyku problemine yönelik olmalıdır. Dolayısı ile ağrı kesici ilaçlar, tedavi için yetersizdir. Tedavide, uygun doz ve sürede, doktor kontrolünde antidepresan ilaçlar kullanılmalıdır. Fibromiyalji Sendromu olan kişiler uzun süreli hareketsizlik nedeni ile kondüsyonsuz olduklarından, egzersiz programına yoğun şekilde başlamamalıdır. Ancak, zamanla istenen hedefe yavaş yavaş ulaşmalıdırlar.

Hedef, haftada en az 3 gün yarım saatten az olmamak kaydı ile yürüme, bisiklete binme veya yüzme gibi sporları devamlı yapabiliyor olmaktır. Egzersiz programından önce ısınma ve sonrasında soğuma egzersizleri yapılmalıdır. Böylece spor yaralanmalarından korunma sağlanır. Yapılan egzersizler hastanın kaslarında güçlenme yaparak, oturma veya ayakta durma sırasındaki duruşu düzeltir. Bu da kasların dengeli çalışması anlamına gelir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:02

SPASTİSİTE TEDAVİSİ

Bütün kaslar pasif harekete karşı fizyolojik bir direnç gösterirler. Buna tonus denir. Spastisite gövde ve ekstremitelerdeki bu fizyolojik tonusun artmasıdır. Spastik çocukta kasın pasif harekete karşı gösterdiği direnç hareketin hızına bağlı olarak artar, gövdede denge bozukluğu ve ekstremitelerde hareket güçlüğü gözlenir.

Hareket Bozukluklarının Fizyopatolojisi

Hareket motor kortekste planlanır ve kasılma uyarısı piramidal sistemden medulla spinalis ön boynuzdaki ikinci motor nöron aracılığı ile kasa iletilir. Bu uyarı ayrıca serebelluma, bazal ganglionlara ve ekstrapiramidal sistem çekirdeklerine de ulaştırılır. Kasılan adeledeki kas iğciği kasılma miktarını medulla spinalis aracılığı ile tüm bu üst merkezlere geri iletir. İletilen bilgi serebellumda hareketin hızı ve yönü, bazal ganglionlarda hareketin başlangıç ve bitiş zamanlaması, ekstrapiramidal sistemde ise harekete katılan adelelerin kasılma gücü açılarından değerlendirilir. Hareketin istenen amaca uyması için gereken nöral düzenlemeler ekstrapiramidal sistem aracılığı ile ikinci motor nöronu etkileyen internörona geri iletilir. İnternöron kasa giden ikinci motor nöronun aktivitesini yeniden düzenler ve kasılma istenen düzeyde gerçekleşir. SP’de beyinde hareketi yöneten tüm bu merkezlerde lezyon olabilir, lezyonun yerine özgü hareket bozukluğu gelişir.

Ekstrapiramidal sistem lezyonlarında spastisite

Piramidal sistem lezyonlarında ince motor beceri kaybı

Bazal ganglion lezyonlarında kore, atetoz, distoni ve tremor

Serebellum lezyonlarında ataksi ve tremor görülür.

Spastisite üst motor nöron sendromu olarak bilinen klinik tablonun bir bileşenidir. Bu sendromun diğer bileşenleri tendon reflekslerinde artış, klonus, patolojik refleksler, el becerisi kaybı, kas zayıflığı ve kasların selektif motor kontrol kaybıdır.
Spastisite elle, mekanik cihazla veya elektrofizyolojik yöntemle ölçülebilir. Yaygın olarak Ashworth skalası olarak bilinen elle muayene yöntemi kullanılır.

Sorunlar

En önemli sorun fonksiyon kaybıdır. Spastisite nedeni ile oluşan hareket güçlüğü, postür bozukluğu, gelişen kontraktür ve deformiteler, bası yarası ve ağrı fonksiyon kaybını daha da artırır, çocuğun bakımını güçleştirir.

Tedavi

Spastisite tedavisi bir ekip işidir. Ekipte ortopedist, nörolog, rehabilitasyon uzmanları, pediatrist, nöroşirürjyen, fizyoterapist ve iş-uğraşı terapistleri bulunur.

Çocuğun tedavi gereksinimi tüm ekip tarafından değerlendirilmeli ve spastisitenin azaltılması ile kazanılabilecek işlevler belirlenmelidir. Eğer spastisitenin azaltılması çocuğun fonksiyonel kapasitesini arttıracaksa girişim yapılmalı, fonksiyonel kazanç beklenmiyorsa girişim yapılmamalıdır. Tedaviye bağlı yan etki ve gelişebilecek komplikasyonlar açısından uyanık olunmalıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:03

ENGELLİ ÇOCUKLARIN BÜYÜKANNE ve BÜYÜKBABALARI

Engelli bir çocugunuz varsa, büyükanne ve büyükbabalarin destegi çok önemlidir ve bu destek hem sizin, hem de engelli çocugunuzun yasaminda son derece olumlu farkliliklar yaratabilirler. Ancak engelli bir toruna sahip olmak bazi özel zorluklara yol açabilir:

Duygularin ve yasin paylasilarak aile üyelerinin birbirine destek olmasinin hem anne/babalara hem de büyükanne/büyükbabalara yardimi olur. Bu, büyükanne ve büyükbabalarin size ve ailedeki diger çocuklara önemli bir destek vermesini saglar. Büyükanne ve büyükbabalarin duygusal destegi ise gerçekten önemli katkilar saglar.

Ancak, büyükanne ve büyükbabalar hem kendi çocuklari için, hem de torunlari için üzüntü duyarlar ve onlarin geleceklerinden endise edebilirler. Bu nedenle, bazen büyükanne ve büyükbabalar engelli çocugu kabul etmek istemeyebilir ve acidan kaçinmak için böyle bir sey yokmus gibi davranabilirler.

Benzer sekilde, büyükanne ve babalar da, engelli çocugun anne/babasi gibi kayip duygusundan dolayi büyük üzüntü yasayabilir ve bu nedenle size ihtiyaciniz olan destegi veremeyebilirler.

Bazen de büyükanne ve babalar çocugun ebeveynlerinden birini ve özellikle de anneyi suçlayabilirler.

Büyükanne ve babalar çocuk yetistirme konusunda görevlerini yaptiklarini, ancak simdi de ihtiyaç sebebiyle yardimci olmak zorunda kaldiklarini düsünebilirler.

Büyükanne ve babalarin çocugunuzun engeli ve mevcut tedavi olanaklari konusunda bilgilenmelerini saglamalisiniz.

Size yardimci olma konusunda yapabileceklerine iliskin duygu ve düsüncelerine saygi gösterin.

Bazi kültürlerde büyükanne ve büyükbabalarin engeli kabullenmeleri daha da zor olabilir. Böyle durumlarda çevrenizden ve uzmanlardan yardim alabilirsiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   26/1/2007, 00:03

ASIL SAKATLIK NEREDE?

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde; toplumları oluşturan fertlerin eşit haklara sahip olması evrensel ilke olarak kabul edilmiştir. Bu bağlamda gelişmiş ülkeler, engellilerine verdiği önemi eğitim, sağlık, meslek, iş, ulaşım ve sosyal haklar yönünde açılımlar yaparak ortaya koymaktadır.

Birleşmiş Milletlerin 70'li yıllardan bu yana yoğunluk kazanan engelliler konusundaki çalışmaları, 1981 yılının “özürlüler yılı” olarak ilan edilmesiyle birlikte 1983 – 1992 yıllarının “Özürlüler On Yılı” olarak kabulü, 10 Mayıs gününün sakatlar günü olarak değerlendirilmesi ve bu günü izleyen haftanın sakatlara yönelik etkinliklere ayrılması benimsenmiştir. Ülkemizce de benimsenen bu karar uyarınca 10 – 16 Mayıs tarihleri “Sakatlar Haftası” olarak değerlendirilmektedir.

Sakatlık, özürlülük, engellilik kavramları doğuştan veya sonradan oluşan duyu kayıpları ve hareket kabiliyeti yetersizliği olarak tanımlanabilir. Günlük ve toplumsal yaşamda her şey, insanların duyularını kullanabilme ve hareket kabiliyetine göre şekillenmiştir. Duyabilen, konuşabilen, görebilen, yürüyebilen, basamak çıkabilen olarak kabul edilen insan bunların birinin veya birkaçının eksikliğinde engelli olarak kabul görür. Oysa böyle şekillenen hayatı bunların hepsini yapabilenler düzenlemiştir. Neticesinde bu insanların bu kuralları koyanlar tarafından engellendiğini düşünmek sanırım yanlış olmaz.

Doğuştan görmeyen birinin görmediğine üzülmek, ne ona ne de topluma bir şey kazandırır. Onun gözünde oluşamayan renkler algı merkezinde bizde olmayan farklı yetenekleri geliştirmiştir düşüncesindeyim. Görmeyen birindeki koku hissi, duymayan birindeki gözlem yeteneği, yürümeyen birindeki el becerisi, Down Sendromludaki taklit yeteneği ve paylaşma arzusu dikkate şayandır.

Duyu kayıpları ve hareket kabiliyetindeki yetersizlikleri eksiklik değil de ,farklılık olarak kabul edip hayatı ona göre düzenlersek sanırım herkesin işi daha kolay olacaktır. Farklılığı görmeme, duymama, yürüyememe, tutamama ve öğrenememe gibi düşünüp onların bu yetilerini yok saymak naiflik olur. Doğuştan görmeyen ressamın resimleri, spastik ressamın ağzıyla tuttuğu fırçayla yaptığı muhteşem tablolar, hiç duymayan birinin elini hoparlörün üstüne koyarak ritmi hissetmesi ve bundan zevk alması, duymayanlardan oluşan Çin engelliler dans topluluğu ve buna benzeyen bir sürü örnek sanırım onların neler yapabildiğini anlayabilmemiz açısından önemlidir.

Öğrenme engelli bir bireyi elimizdeki materyallerle ve yöntemlerle eğitmeye çalışmak çok eski model bir arabadan yüksek hız beklemeye benzer aslında. Onun kapasitesini belirleyip doğru bakış açısı ve uygun metotlarla performansını arttırabileceğimizi ve birçok şey öğrenebileceğini görebiliriz . Yeter ki onların gözüyle bakmayı öğrenelim ve becerebilelim. Onları farklılığımız olarak kabul edip yapabildiklerini geliştirmek ve hayatın tüm alanlarından ve tatlarından faydalanmalarına ve üretmelerine olanak sağlamak doğru yaklaşım olacaktır. Bakış açımızı değiştirmek ve kafamızdaki engellerden kurtulmak onlara daha faydalı olacak ve sanırım onları daha mutlu edecektir. Sakatlığı önce biz beynimizden silersek onları anlamamız daha kolay olacaktır.

Bütün bunları yaratmak doğru bakış açısı ve mesleki disiplinlerin işbirliğiyle oluşur ancak. Hekimlerin, fizyoterapistlerin, psikologların, eğitmenlerin, sosyal hizmet uzmanlarının, mimarların, şehir planlamacılarının işbirliği ve ortak projelerine ihtiyacı vardır engellilerin. Rehabilitasyon işini tekellerine almaya çalışan disiplinlere en güzel yanıt bu ortak çalışma platformlarında verilebilir ancak. Politikacıların da bu mesleklerin ortak projelerine ihtiyacı vardır burada. Çünkü, medenileşme, demokratikleşme ve insanlaşma sürecine katkıdır bu.

Medeniyet ölçütü engellisine verilen değerle yükselir bir ülkenin. Sokaklarda dilenen engellisi olmayan bir ülke olmak için sadece ekonomik sorunları halletmek yetmiyor. Onlara acımak yerine onların gözüyle bakmayı başarmak, önemli bir eğitim ve zihniyet işi. Bu konuda ivme kazanmak için kaderciliğin dışına çıkmak ve bilimin ışığında düşünceleri şekillendirmek gerekiyor.

Özetle asıl sakatlık; kurumlar arası iletişimsizlik, insanlar arası iletişimsizlik, kendine ve topluma yabancılaşma, görüp de görmezden gelme, duyup da duymazdan gelme eylemleridir. Bunları kafamızda hallettiğimizde sorunların zor kısmını halletmiş oluruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Fiziksel Engellilerle İlgili Bilgiler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» çook ilginç bilgiler ( bakmalısınız )
» Görkem Aydanarığ Hakkında Bazı Bilgiler
» hande hakkında bazı bilgiler
» Bazı Programlar
» ** Kur'an ve Sünnete Sahip Çıkmakla İlgili **

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ALEVILER BIRLIGI :: YASAM KATAGORISI (Is-Aile-Sosyal Yasam vs) :: Aile ve Sosyal Yasam-
Buraya geçin: