ALEVILER BIRLIGI

Ozgur ve Demoktrat Platform
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 YAKILAN ŞAİR METİN ALTIOK'UN KIZI ZEYNEP ALTIOK ELEŞTİRDİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Balta
Admin
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 82
Yaş : 47
Yer : Kanguruular Diyari
Meslek : PCL Engineer
Kisiel Rutbe : Aleviler Birlesin
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: YAKILAN ŞAİR METİN ALTIOK'UN KIZI ZEYNEP ALTIOK ELEŞTİRDİ   26/1/2007, 11:38



'Aydın'lara sitem var

Babamı aydın olduğu için yakanlar, bugün kendilerine 'aydın' tanımlaması yakıştırılanların da desteği ile hepimizin geleceğini tehdit ediyor. Uzlaşmacı aydınlar -bu nasıl aydın olmaksa- her değere musallat kültür zararlısına dönüştü

ZEYNEP ALTIOK

13 yıl önce, 2 Temmuz 1993'te 35 aydın insanımız, Sıvas'ta şeriat yanlısı ve gözü dönmüş bir kalabalık tarafından yakıldı. Bu tarihten itibaren 9 yıla varan uzun bir mahkeme süreci yaşadık. Olayın örgütçüleri ve elebaşıları hâlâ yakalanmadı, arandıkları da şüpheli.

Olayı gerçekleştiren kalabalık arasından kimliği belirlenerek yakalananların yargılandığı dava 33 idam cezası ile sonuçlandı. Bugün ise iktidardan güç alarak aftan yararlanmak üzereler.

Yalnızlıkla baş başayım

Bütün bu süreç zarfında Sivas'ı unutturmamak adına neler yapıldı? Ben kişisel olarak kendi kaybımın intikamını almak yerine, bu korkunç olayı birincil olarak yaşamış biri olarak önce ibret, sonra önlem almak konusunda toplumsal destek görebilmek için çabalıyorum.

Bunun için de doğal olarak toplumlara ulaşabilmenin en önemli yollarından biri olan medyadan destek almaya çalışıyorum.

Sanırım çoğunuz bu yaklaşımı oldukça naif bulacaksınız. Ama "aydın"larımız, sanatçılarımız var. Bunca yıldır birkaç istisna dışında karanlık ve çaresiz bir yalnızlıkla baş başayım.

"Daha fazla yalnız kalamayız, artık daha fazlası olamaz" derken Sivas'ın 10. yıldönümünde "aynı vahşet ve utancın bir daha yaşanmaması için Sivas'ı anmamıza" bile birtakım aydınlarımızın itirazı olduğunu hayretle gördük. "Bu konuyu ısıtıp ısıtıp gündeme getirmeyin artık" diyen aydınlarla karşılaştık. Hesaplaşılmamış ve özrü bütün bir toplum tarafından paylaşılmamış bir tarih, eninde sonunda ayağa dolaşır. Bunu unutmamak ve unutturmamak gerek.

Aydın, aydınlatır da

Ben bugün burada "aydın" tanımını tartışmak istiyorum. Bizim kadar eğitimsiz bir toplumda aydın olmanın ayrı bir önemi olduğuna inandığım için... Bakın Metin Altıok ne diyor: "Sözcük anlamından yola çıkarsak 'aydın'; aydınlanmış kendini bilgiyle donatmış kişi diye açıklanabilir. Ülkemizde aydın genellikle okumuş insan olarak bilinir ama okumuş olmak, kendini elinden geldiğince bilgi ile donatmak aydın olmak için yeterli midir acaba? Söz konusu bilgi donanımı hangi seviyede olursa olsun bu soruya verilecek cevap 'Hayır!' olmalıdır. Her ne kadar bilgili ve kültürlü olmak aydın olmanın gerek koşuluysa da yeter koşulu değildir.

Şimdi gelin sözünü ettiğimiz yeter koşul üzerinde duralım biraz: Osmanlı'da okumuş, kültürlü insana 'münevver' denirdi. Münevver sözcük olarak 'nur'dan gelir. Anlamı 'aydınlanmış, aydınlık'tır.

Osmanlıcada aynı kökten gelen bir başka sözcük vardır ki, o da 'tenvir'dir. 'Aydınlatma, ışıklandırma' anlamına gelir. Birbirine bağlı bu iki sözcükten de anlaşılacağı gibi, münevver olan, özü gereği aynı zamanda tenvir edendir. Bunun aksi düşünülemez. Yani tenvir etmeyen münevver olamaz. Bu çıkarsamamızı Türkçe söyleyecek olursak; 'aydınlatmayan, aydın değildir' dememiz gerekir."

İyiden yana olmak

Evet; babamı "aydın" olduğu için yakanlar, bugün kendilerine "aydın" tanımlaması yakıştırılanların da desteği ile hepimizin geleceğini tehdit etmeye devam ediyorlar. Metin Altıok'a göre "Aydın olmaya giden yol muhalif olmaktan geçer. Muhaliflik ise tavır koyarak yapılır. Doğru adına, iyi ve güzel adına yanlışın, kötü ve çirkinin üstüne gitmeyen kişi aydın değildir.

Türk aydını kimi muhaliflerin başına gelenden ürkmüş ve nemelazımcı bir konuma düşmüştür. Bu konuma düşenler bir dereceye kadar bağışlanabilirler. Ama uzlaşmacı aydınlar -bu nasıl aydın olmaktır bilinmez- her türlü değere musallat bir kültür zararlısına dönüşmüşlerdir."

Hepsi kurtuluyor

Sivas olayı; cumhuriyetin kuruluşunu hemen izleyen bir dönemde meydana gelen Kubilay olayından sonra, cumhuriyetin 70. yılında tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir. Bu olayı hiç unutturmamak, hep hatırlatmak ise aydınların görevidir. Burada amaç, gösterilmeye çalışıldığı gibi yarayı kaşımak ya da intikam almak değil, ülkemizi karanlık bir geleceğe teslim etmemektir.

Davalar sırasında Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanmamak ve hafif ceza almak için, örgütlü olmadıkları savı ile savunma yapan sanıklar, aradan geçen bunca yıldan sonra örgüt suçları kapsamında geçerli olan bir kapsamına girebilmek üzere, 13 yıl önceki eylemlerinin örgütlü olduğunu kabul etmektedirler. Bu ince ayrımı kimse vurgulamazsa, ben nasıl duyurabilirim! Bugün 53 sanık bu programdan yararlanmak için başvurdu.

Üstelik örgüt üyesi olarak yargılanmamış ve bireysel bir suçtan hüküm giymiş olmalarına rağmen. Yani usulen başvuruları temelsiz olmasına rağmen. Bu 53 kişinin serbest bırakılmasına ilişkin dava devam ediyor.

Serçenin yüreği

Ben sözlerimi yine babamın bir yazısından alıntıladığım bir masalı anlatarak bağlamak istiyorum:

"Serçe kuşu yağmurlu bir günde, şimşekler çakıp gök olanca hızıyla gümbürderken, yere sırtüstü yatmış, havaya kaldırdığı incecik ayaklarıyla boşluğu dövermiş. Bu tuhaf durumu görenlerin 'Neden böyle yapıyorsun?' sorusuna 'Bunca mahlûkat var yeryüzünde, gök yıkılıp üstümüze düşerse hepsi telef olacaklar. Ben de göğü tutmak için kaldırdım ayaklarımı' cevabını vermiş. Sonra içtenlikle 'Kaldırdım kaldırmasına ama yine de korkudan yüreğimin kırk kantar yağı eriyor' diye eklemiş.

Çevresindekiler 'Amma yaptın ha, sen kendin beş dirhem etmezsin. Bu kırk kantar yağ da neyin nesi!' diyerek alaya almışlar serçeyi. Serçecik şöyle bir bakmış yüzlerine, 'Siz bunu anlayamazsınız. Varın gidin işinize. Herkesin kendine göre kantarı, topuzu var' demiş."

Metin Altıok'a göre aydın sorumluluğu ve etkinliği bir toplumun lokomotifidir. Eğer "Aydının gücü nedir?" diye soracak olursanız; masaldaki serçe örneği aydın sorumluluğunun kendisinin, kendiliğinden bir güç olduğunu söylemek olasıdır. Yeter ki bir toplum oturduğu yerde ille de güç için fil beklemesin! İşte benim 13 yıldır Sivas kıyımı suçlularından çok aydınlara, kendi safımızda sandıklarıma içerlemem de bu yüzdendir.

'Bir yarım umuttur'

Sivas'ın 10. yıldönümünde Fazıl Say tarafından bestelenen Metin Altıok Oratoryosu'nun da adı olan bir dize ile bitireyim yazımı. Ki bana göre sanatçının tam bir aydın ve sanatçı sorumluluğu ile yola çıktığı; unutmamak, unutturmamak adına çok önemli bulduğum bu eseri de ne yazık ki yine tırnak içindeki "aydın"larımız tarafından sansüre uğratılmıştır.

Ülkemizi başarıları ve çağdaşlığı ile yurtdışında da temsil eden Fazıl Say ise sansürü içine sindiremediği, susmadığı için bugün kendisine dönemin kültür bakanı tarafından açılan dava ile uğraşıyor.

Sözde aydınlarımız da meyve veren ağaç taşlanır misali onun tartışılmaz dehasını ve başarısını tartışıyorlar, sosyal bilincine destek olmak şöyle dursun köstek oluyorlar. Onun aydınlığını gölgelemek istiyorlar. Varsın uğraşsınlar. Güneş balçıkla sıvanmaz! "Bir yarım umuttur elimizde kalan, göğüslemek için karanlık yarınları..."

Sivas sanıklarının dörtte üçü serbest

35 aydının katledildiği olay üzerine 124 kişi hakkında dava açıldı. 52'si bırakıldı, 8'i hiç yakalanmadı, çoğu hafif cezalarla kurtuldu

BELMA AKÇURA-İstanbul

Sivas'taki Madımak Oteli'nde 2 Temmuz 1993'te meydana gelen ve 37 kişinin yanarak ölümüyle sonuçlanan olaylarla ilgili olarak 124 sanık hakkında dava açıldı.

Sekiz yıl süren hukuk mücadelesinden sonra dava 2001'de sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin onadığı karar uyarınca, "Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma" girişiminde bulunan sanıklardan 33'ü TCY'nin 146/1. maddesine göre idam cezası aldı. Bu müebbet ağırlaştırılmış hapse çevrildi, geri kalan sanıklar da değişik cezalara çarptırıldı.

Ancak 13 yılda içeride kalan sanık sayısı beraat ve tahliyelerle 33'e düştü. 8 sanık ise Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından bu yana firarda.

Yasa yanlış yorumlanıyor

2003 yılında Topluma Kazandırma Yasası'ndan yararlanmak için bugüne kadar Sivas davasından hüküm giyen 64 kişi başvuruda bulundu.

Bu başvuru üzerine infaz durumunda olanların bir kısmı mahkemece tahliye edildi. Müdahil avukatlarından Ali Sarıgül hâlâ firarda olanların bile bu ceza indiriminden yararlanmak için avukatları aracılığıyla dilekçe verdiklerini belirterek, "Onlar da dilekçe verince biz bu karara itiraz ettik. Çünkü mahkeme Topluma Kazandırma Yasası'ndaki değişikliği yanlış yorumluyor. 146/3'ü maddenin kaldırıldığını düşünerek salıveriyorlar ama bu hüküm yeni yasada 'Fer'i iştirak' olarak devam ediyor" dedi.

Davanın seyri

Sivas davası 21 Ekim 1993'te 79'u tutuklu 124 sanıkla başladı. İlk duruşmada sanıklar mahkemede toplu halde öğle namazı kılmaya kalkıştı.

- 25 Mart 1994'teki duruşmada önceki salıvermelerle tutuklu sayısı 78'e düşmüş, 51 sanığın daha bırakılmasını istemişti. Mahkeme 26 kişiyi bıraktı.

- 26 Aralık 1994'te 22 sanık hakkında 15, 3 sanık hakkında 10, 1 sanık hakkında 5, 54 sanık hakkında 3, 6 sanık hakkında 2 yıl ceza; 37 sanık hakkında beraat, bir sanık için de tefrik (dosyayı ayırma) kararı verdi.

- DGM'nin bu kararı müdahil avukatların yanı sıra, cezaları çok bulan sanık vekillerince de temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 6 Haziran 1996 tarihinde kararı bozdu.

- Yargılama yeniden yapıldı ve 38 sanık çeşitli cezalara çarptırıldı.

-Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 4 Mayıs 2001 tarihinde, tüm sanıkların mahkumiyet kararını onadı.

- Öte yandan, haklarında tutuklama kararı bulunan sanıklardan, başta Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak olmak üzere sekiz kişinin Almanya ve Suudi Arabistan'a sığındıkları öğrenildi. Davada kilit isim Cafer Erçakmak hiç yakalanamadı. Sivas katliamı sanığı Muhammed Nuh Kılıç'ın yıllardır Almanya'da Mannheim'da eşi adına açtığı dönerci dükkânını işlettiği ortaya çıktı.

35 aydın otelde yakıldı

Sivas'ta 2 Temmuz 1993'te, Pir Sultan Abdal'ı anma etkinlikleri, cuma namazından çıkan grubun eylemiyle katliama dönüştü. Şeriatçı grup, Aziz Nesin'in Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri" kitabını yayımlamasını bahane ederek Madımak Oteli'ni ateşe verdi. 35 yazar, şair, sanatçı ve öğrenci hayatını kaybetti. Otel personeli ve oteli ateşe verenlerle birlikte ölenlerin sayısı 37'ye çıktı.

'Madımak Oteli müze olsun'

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel ve bağlı örgütlerin başkanları, Madımak Oteli'nin müze yapılmasına ilişkin yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu gündemine alınmasının reddedilmesi nedeniyle önceki gün AKP Ankara İl Başkanlığı binası önüne siyah çelenk bıraktı. Sivas olaylarında hayatını kaybedenlerin fotoğraflarının yer aldığı pankart taşıyap grup, "Sivas'ın ışığı sönmeyecek" sloganları attı. Özel de binanın "kebap salonu" olarak hizmet vermesinin canlarını yaktığını söyledi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alewitas.gooforum.com
 
YAKILAN ŞAİR METİN ALTIOK'UN KIZI ZEYNEP ALTIOK ELEŞTİRDİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Mehmet HOROZOĞLU VE KIZI
» YERYÜZÜNÜN EN GÜZEL KIZI YARISMASI(belli oldu)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ALEVILER BIRLIGI :: ALEVILIK BOLUMU :: Katliamlar, Olaylar Hakkinda-
Buraya geçin: