ALEVILER BIRLIGI

Ozgur ve Demoktrat Platform
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 01:23

<BLOCKQUOTE id=765d5ec9>Alevilik hakkında ki ilk kaynaklar ve bugünkü kaynakların çoğu Alevi olmayanlar tarafından yazılmıştır. bugünkü yazılara da ilk yazılan kitaplar kaynak olunca Alevilik hakkında nesnel olmayan, diyalektikten uzak, taraflı ve gerçek dışı iddalar halka Alevilik gerçeği olarak lanse edildi. iftiralar halkın gözünde Aleviliği; Yahudilikten de Hıristiyanlıktan da, Ateizmden de daha beter bir şey olarak görmesini sağladı. kulaktan dolma bilgiler tarihi bir birikim olarak, halkın kırılması çok güç önyargılarına dönüştü. ben Hataylı bir Arap Alevisi(Nusayri) olarak Nusayriliğin gerçeklerini elimden geldiğince aktarmaya çalışacağım. uzun bir konu olduğu için parça parça ekleyeceğim. Nusayriliğin içinde olan gerçekleri aktarmaya çalışıp iftiraları burda açıklayacağım. Nusayrilikte takiyye vardır. sırları perdelemek amaçlı. ben takiyye yapmayacağım. bunun yerine söyleyemeceğim yerleri belirteceğim. bu kısımları aktaramayacağımı belirteceğim. hatalarım mutlaka olur, affola. hatalı yerleri düzeltirseniz forumda Nusayrilikle ilgili güzel bir arşiv bulundurmuş oluruz.
saygılar.</BLOCKQUOTE>
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 01:24

Hatay, coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları arasında bir köprü konumunda ve insanın atalarının göç yolları üzerinde yer alan önemli merkezlerden biridir. Antik çağlarda yaşamış olan Huriler, Hititler, Aramiler, Fenikeliler gibi tarihe damgasını vurmuş kültürler Hatay’da yaşamıştır. Ayrıca, Hatay, batı kültürlerinden Helenistik dönemin Grek ve Roma kültürlerinin de etkisinde kalmıştır. Bugünde farklı kültürlerden insanların bir arada barış içinde yaşadığı Hatay, büyük bir kültürel zenginlik sergilemektedir. Nusayriler Hatay ve çevresi olan Çukurova yörelerinde yaşayan, Alevi ve Batıni öğretilere dayalı başlı başına bir inançtır. Her dinde ve inançta olduğu gibi geçmişteki inanç biçimlerinin silik izlerinin bugüne taşınmasının yanı sıra, hz. Ali ve ehlibeytin kutsallaştırılması, Hızır inancının ve türbe inancının güçlülüğü ile tenasüh bu inanç sisteminin en belirgin özelliklerindendir..


NUSAYRİ İSMİ NERDEN GELİYOR

Nusayri ismi ile ilgili olarak doğu bilimcisi Fransız Massignon temelde beş kaynak öne sürer.
1) Massignon diyor ki:’ kimileri, Nusayri adı, tahkir amacıyla Nasrani adının küçültme kalıbı olabilir:’ (Nasrani Hıristiyan demektir. Sünniler Alevileri Hıristiyan yada Yahudi olmakla suçlarlardı.)
yanlış. Nasrani kelimesinin Arapça’ya göre küçültme kalıbı olsaydı(Nusayrani) olması gerekirdi. (Mahmut Reyhani gölgesiz ışıklarII sayfa 21 )
2) Kufe deki Nasuraya köyü
3) Nazerini kelimesinin bozması olabilir. (bu sözcük Latince’dir ve haçlılar tarafından oradaki dağa bu isim verildi. Aynı zamanda Suriye’de küçük bir eyaletin ismidir.)
4) Uydurma Şii şehitlerinden biri olan Nuşayr isminden geliyor olabilir.
5) bu iddiaların en sağlamı, Muhammed bin Nusayr adındaki birinin adıyla ilgili olmasıdır.
Massignon böyle diyor. Bu arada, kimi ılımlı ve dost kılığına girmek isteyen bazı yazarlar, Muhammed bin Nusayr kötü bir isim kazanmış diye Alevilere(Nusayriler) acıyarak, ona intisap etmesini uygunsuz sayıyor ve ismin başka kaynaktan geldiğini iddia ediyorlar. Kimileri ‘ aleviler 5-6 ve 7. yy Sünni iktidarın zulüm ve baskısından kaçarak Nusre denilen dağa tırmanıp yerleştiler, daha sonra dağın adını alıp, Nusayri adıyla tanınmaya başladılar’ diyor. Buda yanlış. Zira Nusre ile bağlantılı olsaydı, yine Arapça’nın kurallarına göre nusrevi olması gerekirdi. (Reyhani II 22)

Doğrusu; Nusayri adının ancak Muhammed bin Nusayr yandaşlarına, onun ilim ve içtihadını taklit edenlere verilen bir isimdir. Bu şahsa iftira atıldığı için Nusayri’ler bu şahsı terk edecek, ondan teberri edecek değiller.

ETNİK KÖKEN

Nusayrilerin etnik kökeni üzerinde duranların başında Tankut gelir. Tankut(1938) eski Türk topluluklarının inançlarından iz taşıdıklarından hareketle Nusayri’lerin Türk olduklarını iddia eder. Bu görüşü Önder de destekler. Önder, yerli ve yabancı antropologların Nusayri’lerden elde ettikleri kafa endisi, dil ve kültürel özelliklerine dayanarak, bu gurubun Türk olduğunu savunur.
Andrews(1992: 214-218), arıngberg-laonatza(1999: 199) ve olsson(1999) Nusayri’lerin Arap etnik kökene sahip olduklarını savunmaktadırlar. Nusayri’lerin büyük çoğunluğu da (% 99.5) kendilerini Arap alevisi olarak tanımlarlar. {güler(1994), sönmez(1994), Rande(1994), Reyhani(1995)} (Hüseyin Türk’ün Hatay’da yaptığı alan çalışmasında Nusayrilere ‘kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz?’ sorusuna verilen cevaplarla yapılan ankette bu sonuç çıkmıştır.)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 01:26

TARİHİ KÖKEN

Nusayriler zahiri olarak kendilerini; Müslümanlığın ikiye bölündüğü gadir humm ve kerbela olayını çok önemli sayarak, tarihi kökenlerini buraya dayandırırlar. Ancak Batıni olarak Aleviliği, dünyanın yaratılışına kadar dayandırırlar. Batıni yön inanç sisteminde incelenecektir. Zahiri olarak hz Muhammed’in 23 yıl boyunca Ali’yi ve onun yüceliğini anlattığını ve veda haccı dönüşü gadir humm denen yerde Ali’yi insanlara Mevla olarak bıraktığı iddiasına dayanarak Aleviliği Ali’nin sırrına erenler olarak tanımlarlar ve bu günü en büyük bayram olarak kutlarlar. Peygamberden sonra Alinin ve ehlibeytin yolunu takip eden, 12 imam ardından giden bu cemaat için Muhammed bin Nusayr dönüm noktası olmuştur.

MUHAMMED BİN NUSAYR

873 yılında vefat eden bu zat, ehlibeytin 11. imamı Hasan Askerinin adamı ve hemen hemen meclisinden eksik olmayan sadık bir müridiydi.(Reyhani II 22) Hasan Askerinin meclisinden olan Şiilerin kıskanmaları sonucu ilk Şiilerin iftiralarına uğradı. Muhammed bin Nusayr’dan 40 yıl sonra, Şii alimlerinden Nobahtı, bu büyük zata ağza alınmayacak kötü töhmetler yöneltti. Ondan sonra hangi Şii yazar Nusayrilerden söz erse, aynı töhmetleri yuvarlayıp atıyordu Şiilerin bu yaman buluşu Sünniler için etkili bir silah oldu. Kimi Sünni alimler Nusayriliği, tüm Şiilerin bir ayıbı olarak yüzlerine vuruyordu. Bu durum onlara o kadar ağır gelmiş ki Nusayri’leri kötülemekte Sünniler kadar karşı durum aldılar. (Reyhani II 22-26)

MUHAMMED BİN NUSAYR DAN SONRA ALEVİLER

873 yılında vefat eden bu zat(Muhammed bin Nusayr) aslında bir mezhep kurucusu değildi. O imam Hasan Askeri’nin talebesiydi. Ondan sonra kendisi, ehlibeytin adap ve kültürüne göre talebeler yetiştirdi.(Reyhani II 28)
Bu talebelerin sayısının çok fazla olduğu bilinir ama 51 tanesi çok özeldi. 17 tanesi ıraklı, 17 tanesi Suriyeli ve 17 tanesi ise diğer yerlerdendi. Nusayrilik bu 51 müridin Nusayriliği yaymasıyla yaygınlaşır. İçlerinde büyük hükümdarlar da vardı. Bunlardan hamdani devletinin hükümdarları seyfüddevle( bu lakap kendisine yiğitliğinden dolayı Abbasiler tarafından verilmiştir. Devletin kılıcı anlamına gelir.), Rüknüddevle, ebu Firas Hamdani vb)

HÜSEYİN BİN HAMDAN EL HASİYBİ

Mısırlı olan Muhammed bin Nusayr’ın talebelerinin talebesi olan bu şahıs mezhebinde asıl kurucusu ve geliştiricisidir. Hasiybi Aleviliğin gelişmesini genellikle Suriye ve ırakta sağladı. Alevi cemaatinin lideri olarak daha sonra Bağdat’a geçti. Oradan Halep’e geçti. Yaşamının son bölümlerini Halep’te geçirdi. Vefatı hicri 346-358 arasında olması gerek. Rastbaş ve el hidayetül kübra kitapları ünlüdür. Bundan başka esmaül eimme, el-maide ve el-ihvan kitaplarını yazmıştır. (Reyhani II 44)

HASİYBİDEN SONRA ALEVİLER

Hasiybi'den sonra; Seyyid Muhammed b. Ali el-Cilli, Hasiybi halifesi olarak yürüttüğü (Halep), diğeri de Seyyid Ali el-Cisri'nin yürüttüğü (Basra) olmak üzere iki merkez oluştu. Hasiybi’den sonra ebul-Hüseyin Muhammed bin Ali el-Cilli Nusayrilerin en büyük dini lideri sayılır. Cilli’nin talebesi olan Surur bin Kesir Et-tabarani Alevilerin başına geçti. (Reyhani II 46) Seyyid el-Cilli'den sonra, Halep'te ki merkez Lazkiye'ye taşındı ve başkanlığını halife Ebu Said el-Meymün Sürür b. Kasım Et-Tabarani yapıyordu.(et-Tavil)
Hasiybi’nin fıkıh ve felsefe metodunu izleyerek yaşama ve genişletme görevini üstlendi.
969 yılında Taberiye kasabasında doğan bu zat( el-Meymün Sürür b. Kasım Et-Tabarani) şeyhi olan Cilli’nin de bulunduğu ve alevi merkezi sayılan Halep’e geçti. (Reyhani II 46)
Bu dönemde Alevilerin hicreti iki yöne doğru oldu. Bir kısmı Halep’e ve bir kısmı da Lazkiye yöresine geçti. Alevilerin tarihinde iki karanlık dönemden söz edilir. İlki haçlı seferleri idi. Diğeri ise Halep’e hicret eden Alevilerin büyük sonu olan Halep katliamıdır. Çaldıran savaşı dönüşünde Halep’e gelen yavuz selim’in 70000 aleviyi öldürdüğü Nusayriler arasında hep söylenegelen bir şeydir. Kurtulanlarda Lazkiye oradan da Antakya İskenderun ve daha yukarısına çıkmıştır. (Reyhani II)
Haçlılar, ölen Hıristiyanların öcünü Aleviler'den alıyorlardı. Diyarbakır, Malatya, Tarsus, Adana, Antakya, Lazkiye Alevileri ortadan silindiler. Buna bir de Hama-Humus-Lazkiye-Antakya bölgesindeki deprem eklenince, Aleviler acınacak hale düştüler, siyasi-dini örgütleri çözüldü. Bu arada Türkler geldi. Nusayri dağlarında çarpışma, ölüm, katliam eksik olmadı. Ardından Moğol saldırısı, çok yaman oldu, bir sel gibi önünde ne varsa sildi, süpürdü. Abbasi Selçuklu, Arap, Osmanlı şehirleri, hükümdarlıkları bir bir çöküyordu. Timurlenk (1336-1405), inanç bakımından katkısız bir Aleviydi . Şam'ı fethettiği zaman, kendisinden ehlibeytin öcünü alması istenmişti. Timur; yağma ve katliama izin verdi. İnsan kafalarından bir tepe oluştu. (et-Tavil)
M.G. et al-Tavil, konumuza özel yazmış olduğu Tarihül Aleviyyin (1924) adlı kitabında şöyle demektedir: Baalbek ve Humus tarafları, İslam Devleti tarafından fethedilmek için yardım zorunlu oldu. Irak ve Mısır'dan gelen kuvvetlere. Bir de Medine'den Gadir Hum biatına katılan 450 mücahit katıldı. Bu küçük gruba Nusayra (yardımcık) denildi. Cihat kuralına göre; fethedilen yerler, fetheden orduya verilirdi. Nasyr grubunun bulunduğu dağlık arazi, bunlara verilerek, buraya Nusayra dağları denildi. Daha sonra Lübnan dağı-Antakya hattındaki bütün dağlara Nusayra dağları, burada yaşayanlara da Nusayri denildi. Medine'deki Ensarlardan oluşan bu Ensari mücahit grubu, Arapların Kahtan soyundandırlar. Bunlar; halen burada yaşayan Nusayrilerin atalarıdır diyebiliriz.

Halep'te yaşayan Aleviler, ya öldürüldü veya kaçıp kurtuldu. Canlarını kurtarmak için kaçabilenler genellikle Akdeniz kıyılarına doğru kaçıp, Lazkiye'den Mersin'e kadar uzanan deniz kıyılarını işgal ettiler. O zamanlarda da bu bölgeler, ormanla kaplı idi. Ormanları kesip, tarım alanı haline getirdiler. Bu yüzden salt tarım işleriyle meşgul oldukları için kendilerine (Fellah) ismi takıldı. Zira, Arapça olan fellah kelimesi çiftçi anlamındadır.


İHTİDAYA ZORLAMA

II. Abdülhamit zamanı, dünya siyaseti açısından karışık bir dönemdir. İmparatorluk zayıflamıştır. Avrupa Devletleri, Osmanlı topraklarını işgal etmekte, karışıklıklar çıkarmaktadır. Toplumsal bütünlüğü korumak amacıyla, Yezidi, Dürzi, Nusayrilere karşı Sünnileştirme politikası güdülmüştür. Yezidi ve Dürziler'den; cizye alınmamış, askere alınmış, millet statüsü verilmemiştir. Sünni islama geçtikleri zaman ihtida ettikleri kaydedilmiştir. Nusayriler'de aynı işleme tabi olmuş, ancak Sünnileşince tashih-i İman ettikleri bildirilmiştir. Lazkiye mutasarrıfı (1890), İstanbul'a gönderdiği yazıda; Sahyun bölgesi Nusayrilerinin Sünni-Hanefi mezhebe geçtikleri bildirilmiş ve eğitimleri için okul-cami yapımı istenmiştir. Böylece, bölgede yaygın Cami inşa ederek bir ihtida amaçlanmıştır.
Nusayriler bu baskı dönemini takiyye ile atlatmışlardır. lazkiye mutasasarrıfının belirttiği gibi sünni hanefiliğe geçmemişlerdir. müslüman olduklarını padişaha bildirmiş ve padişahın cami yapılmasını kabul etmişlerdir. ancak camilere gitmemişlerdir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 01:27

Tekfir Fetvaları

İbni Teymiyye'nin, Nusayriler hakkındaki tekfir fetvası, Nusayriyye Risalesi, Memluk Sultanı Klavun'un Nusayrileri toplu ihtida ya zorladığı döneme aittir. Fermanının imdadına fetva yetişmektedir.
M. Maoz, Osmanlı'nın Suriye-Lübnan yönetim siyasetini şöyle anlatmaktadır: Doğrusu, Suriye'nin 400 yıllık idarecileri Osmanlı Türkleri, genel olarak Alevilere dini nedenlerden ötürü zulmetmediler. Fakat zaman zaman, özellikle de 19. yy.da Osmanlı paşaları, Alevilerin özerklik merkezlerini dağıtıp merkezi idarenin otoritesini kabul ettirmek için Ansariyye bölgesine askeri seferler düzenlemişlerdi. Aralıklı olarak onlarca yıl süren uzun bir dizi silahlı çatışmalardan sonra Osmanlılar; - idamlar, tutuklamalar, sınır dışı etme, silahsızlandırma, hatta askere çağırma ve vergilendirme gibi yollarla - Alevilerin askeri ve siyasi güçlerini oldukça zayıflattılar ve asırlar boyunca ilk defa olarak hükümetin otoritesine boyun eğdirdiler .

Nusayrilerin tarih boyunca acı katliam ve iftira çektikleri tarihi bir gerçektir. Ama bu topLum için en acısı iftiralar olmuştur.
İşte bir tane örnek:
Nusayriliğin kurucusu İbn Nusayr, Şiî-İmamiyyenin onuncu imamı Ali en-Nakî'nin hayatında onun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia ediyor; onun hakkında aşırı görüşler ileri sürerek tenasuhtan söz ediyordu. Onun ilahlığını söylüyor ve haramları helal kılıyordu. Bir rivayete göre de, İbn Nusayr, İmamiyye'nin on birinci imamı Hasan el-Askeri'nin (260-873) "bab"ı olduğunu ileri sürmüş ve onun vefatıyla da oğlu Muhammed b. el-Hasan'ın mehdiliğini kabul etmiştir (E.Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, s. 143, en-Nevbahtî, Fırakuş-Şî'a, nşr. M.Sadık, Necef 1936, s. 193).
Bu satırları yazan kişi Abdurrahim Güzeldir. Önceki kişilerin iftiralarını yuvarlayıp atmış. Muhammed bin Nusayr hiçbir zaman için peygamberlik iddia etmemiştir. Nusayri inancında da böyle bir şey yoktur. 10. imamın ilahlığı gibi bir iddia Nusayrilikte yoktur ve Muhammed bin Nusayr da böyle bir iddia da bulunmamıştır. Haramları helal kılma iftirası insan onuruna yakışmayacak bir iddia. Amaç cinsel sapıklığı öne çıkarmak. Yani Nusayrilerin cinsel sapıklık yaptıklarını iddia etmek. Çağımızın objektif yazarlarından Ömer Uluçay’ın konuya ilişkin yazısı:

883 senesinde vefat eden Muhammed İbn Nusayr, onikinci imamın naibi olduğunu iddia etmemiş ve Ehli-Beyt imamlarının mezhebine tabi olan bir Alevi idi ve onların dininden başka bir din seçmemiştir.
Muhammed İbn Nusayr, hiçbir zaman peygamberliği iddia etmemiş, her şeyi mübah saymamış ve Ehli-Beyt imamları hakkında aşırı inançlar gütmemiştir. Yaşadığı hayatın sonuna kadar Ehli-Beytin on iki imamına, büyük bir sadakatla bağlı kaldığını ispatlamıştır. (Ömer Uluçay)

sayın Abdurrahim Güzel'in yazdıklarına devam edelim:

Haçlı seferleri esnasında Haçlı ordularına yardım etmiş ve Müslümanların aleyhinde Hıristiyanlara destek olmuşlardı. Bundan dolayı Selahaddin Eyyubî tarafından cezalandırılmışlardır. Aynı şekilde Memluklular aleyhinde Moğollara yardım ettikleri için Memluklu Sultanı Baybars'tan da baskı görmüşlerdi

Bu Abdurrahim Güzel denen şahıs varolan iftiralar yetmiyormuş gibi yeni iftiralar ekliyor. Nusayrilerin ezildiklerini inkar edemiyor olacak ki ezilişlerine gerekçe uyduruyor. Bu küstah adam bilmiyor ki Nusayrilerin en kötü iki dönemlerinden biri haçlı seferleri olmuştur. Bu küstah adam iftiracının kuranda lanetlendiğini bilmiyor mu? Biliyor ama mezhep hastalığı ona iftirayı hoş gösteriyor. Nusayriler bu kadar acıyı ve iftirayı hak edecek ne yaptılar?

Fatimilerin anormal halifesi El-Hakim Biemrillah, hilafetten ziyade Ehli-Beyt imamlığını istiyordu. Buna karşı çıkan ve halis Alevi olan Hamdaniler, Oniki İmamdan sonra başka bir imam kabul etmeyeceklerini ilan ettiler. Hamdanilerin aldıkları bu karara öfkelenen Fatimilerin halifesi, Hamdanilere kin beslemiş ve devlet adamları ile, başta Hamdaniler olmak üzere, bütün Alevileri kötülemeye başlamışlardır. İşte bu sebeple, halifenin veziri Hamza İbn Ali, yazacağını yazmış ve halifenin takdirini kazanmıştı. Hamza İbn Ali, Vilayeti Beyrut adlı kitabın yazarı tarafından yalanlanmış ve Alevilere attığı iftiralarla, büyük bir müfteri olduğuna dair parmakla gösterilmiştir (1916). (Ömer Uluçay)


Suriye'de Nusayrilik Aleyhinde Propaganda

Bölge, aşiret, din ve mezhep farklılaşmasına dayalı bir siyasi rekabet, Suriye örneğinde belirgindir. Siyasal amaçlara varmak için, din duygularının nasıl kullanıldığına ve toplumları ayrıştırdığına bir örnektir. Müslüman farklı grupların, siyasi mücadelede, din faktörünü kullanmaları nedeniyle, yazılmış kitapların değerlendirilmesinde bu hususu unutmamak gerekir. Yani dini dergilerde, dini terminoloji ile, masumane dini değerlendirme gibi takdim olunan konuda, siyasal arka planı bilmek gerekir.
Nikolaos Van Dam, bu konuda yazdığı eserde, politik din mücadelesinin örneklerini, boyutlarını (Suriye örnek) bildirmektedir:
* Suriye-Irak uzlaşmasının ardından ... sorumluların kökten dinci Sünni Müslüman muhalif gruplar olduğu anlaşıldı. Bu gruplar İslam karşıtı ve imansız olarak gördükleri Alevi mezhebine... karşı kin duyuyordu.
* Suriye Müslüman Kardeşler Örgütünden farklı olan ve kendilerine Mücahidin (Mücahitler) adını veren bir grup Cihad [Kutsal Savaş] ilan ettiğini bildirerek; el-Nadhin adlı yayın organındaki makalelerde, Aleviler hakkındaki düşüncelerini net olarak açıklamışlardır: Onlardan 'Nusayri (Alevi) düşman' ve 'islamın dışındaki kâfir Nusayriler' olarak söz ettiler. Rejime karşı yürüttükleri mücadelelerin baskı altında tutulan (Sünni) Müslüman çoğunluk ile kâfir Nusayri azınlık arasındaki savaş şeklinde tanımladılar.
* Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, devlet rejiminin din ile siyaseti ayıran kesin çizgisine (seküler) rağmen, bu dönemde (1980) bazen konuşmalarında Allahu ekber diyerek başlardı, arada Ayetler okudu, açıkça Müslüman olduğunu bildirdi. Şam'da Emeviyye camisinde namaz kıldı.
Ne var ki, Hafız Esad vefat edince (10 Mayıs 2000), İslam dinine uygun bir cenaze namazı-töreni ile defnedilmiş ve olay TV ile naklen yayınlanmış, ülkemizde de izlenmiştir.
• Mezhep çatışması, siyasi propagandaya mesnet olunca tüm toplumsal katmanlar bundan etkilenmektedir. Nusayri karşıtı yayınların sayısı artmaktadır. Buna karşın Alevilerde savunma-açıklama amaçlı yayınlar yapmaktadırlar. Bunlar arasında Lazkiyeli avukat Haşim Osman ve Şeyh Abdurrahman el-Hayyir'in kitapları önem arzetmektedir.

Nusayriler için yavuz katliamından sonra yukarı göç başladı. Önce Lazkiye ve ardından Hatay ve Çukurova bölgesi yerleşim yerleri oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 01:27

şuana kadar ki kısımları biraz araştırma yapan herkes, doğrularıyla ve yalnışlarıyla ve de araya girmiş iftiralarıyla bilebilir. ancak şimdi ki kısım inanç sistemleri. ayrıca nusatrilerin ailevi, toplumsal, siyasi vbyanları ortaya konmaya çalışılacaktır. bu kısımları kitaplarda doğru olarak bulmak çok zordur.

İnanç sistemleri

Zahir ve batın

Bu inanç sisteminde insanları birbirine bağlayan tek güç sevgidir. Bu sevgi Ali’den kaynaklanır. Ali tanrısal bir varlıktır. Adem’den beri bütün peygamberlerle görünen kişilik kazandıran Ali’dir. Nusayrilikte her şey zahir ve batın üzerine kuruludur. Her şeyin bir zahiri ve bir batını vardır.
Zahir; dış yüz, görünen demektir. Aynı zamanda Allah’ın 99 isminden biridir. Dini literatürde Allah’ın görünen bütün ilimlere sahip olması anlamında kullanılır.
Batın ise; iç, öz anlamındadır. Yine Allah’ın 99 adından biridir. Dini literatürde Allah’ın bilinmeyen bütün ilimlere de sahip olduğu anlamında kullanılır.
İşte Nusayriler her şeyi zahir ve batına dayandırırlar. Her şeyin bir zahiri ve bir batını anlamı vardır derler. Ali için zahirde vasi ve imamdır, batında ise Allah’ın iradesinin tecellisidir derler. Mekanı da zahir ve batınla açıklarlar. Yaşadığımız evreni zahiri alem olarak nitelerler. Bu evrenin dışında Batıni bir alemin olduğuna inanırlar. bu inanç ile Eflatunun idealar inancı arasında müthiş bir benzerlik bulunur. Zahiri ve Batıni evren eflatunun idealar dünyasını çağrıştırıyor. İlerde eflatunun Nusayriler için önemi görülecek. Dinlerinde bir zahir ve bir batın yönleri olduğunu söylerler. Önemli olan Batıni manayı anlamaktır. 6. imam Cafer Es-Sadık'ın 'batıni ilmi müstahakına verin' sözüne dayanarak batıni mana herkese verilmez. Buda sırrı getirmiştir. Bu sırlar kademe kademe verilmektedir. Bütün erkek çocuklara verilen on altı tane sure vardır. (kız çocuklarına verilmemesi ilerde ele alınacak.) bu on altı tane sureden oluşan bilgilere Kitab-el mecmu denir. herkesin bu eğitim dönemi bektaşilikte ki mürşide mürid olma olayı ile benzeşir. nitekim Yunus Emre'de Taptuk Emre'nin yanında kırk yıl çile çekti. Sırların daha ötesi ilerde şeyhlik yapacak olan kişilere eğitim süreci sonunda ağır ağır verilir. Ama yine hepsi değil. Çok önemli bilgiler önemli şeyhlerde sır olarak kalır. Yeterli sayıda güven duyulan ve şeyh olacak kişilere ağır ağır verilir ve bu bilgiler bu şekilde gelecek nesillere aktarılır. Kurana ve diğer kitaplara bu gözle bakarlar. Her ayetin zahiri ve Batıni anlamlar içerdiğini söylerler.
Nusayrilikte takiyye vardır. Sırrı takiyye tamamlar. Bu; kapalı, içe dönük, Batıni, sırları olan ve ezilen bir gurubun yapması gereken bir şeydir. Can güvenliğinin yanı sıra sırrın saklanması çok önemli olduğundan takiyye ile sır örtülür. bu durum eleştirilebilir. korkanlıkla itham edilebilir. ama durum böyle değildir. iki önemli gerekçenin ilki ve en önemlisi bu bilgilerin dışarıya verilmemesi gerekliliğidir. batıni her mezhepte bu görülür. ezoterizm bugün batıni mezhepleri incelerken buna özellikle dikkat çeker. ikinci gerekçe ise bu topluluğun can güvenliğinin olmamasıdır. Nusayriler için ünlü sünni alim İbni Teymiyye nin çıkarmış olduğu fetve gerçekten büyük etkide bulunmuştur. kısacası Nusayrilerde sır saklamak önemlidir ve gereklidir.
Pir Sultanın şu dizeleri açıklayıcı olabilir:

Pir Sultanım bu bir sırdır.
Sırrını saklayan erdir.
Ay da sırdır, gün de sırdır
Gün Muhammet ay Ali’dir.

PİR SULTAN ABDAL

Nur

Nusayrilik, nur'a dayanır. İslam anlayışında, mitolojisinde nur önemli bir yere sahiptir. Allah'ın isimlerinden birisi nur , nur ul nur , Nur alanur dur. Bunun yanında bütün ruhların Muhammedin Nurun'dan yaratıldığı inancı vardır. Muhammed Ali'nin nurundan, Selman Muhammed'in nurundan, beş yetim(ilerde açıklanacak) Selmanın nurundan, diğerleri beş yetimin nurundan, ... vb yaratılmıştır. ilk nur Ali'nin nurudur. geri kalanlar ise Muhammed'in nurundan yaratılınca kainat Muhammed'in nurundan yaratılmış oluyor. Muhammed'te Ali'nin nurundan yaratılmış olduğu için bütn yaratılanlar Allah'ın nurundan yaratılmış olur. Hal böyle olunca, Nusayrilik'e göre insan, Allah'a halife olunca, adem önemli bir konuma gelir. Melekler aracılığıyla veya doğrudan Allah'la söyleşir, görevlenir. Böyle özel nurani ruh ile bezenmiş insan, Vahy ile konuşur, kutsal kitabı tebliğ eder. Böyle bir beşer, zahiri olarak insandır. Konuşan yaşayan ve sonunda vefat edendir. Ancak bu insan, batıni olarak bir başka, özel ve nadir, seçkin bir insandır. Hz. Adem'in alnındaki nur, devam ederek Abdulmuttalib'e geldi, buradan ikiye ayrıldı. Bir parçası Hz. Muhammed'de, diğer parçası Hz. Ali'de belirdi. Hz. Ali'nin Hz. Fatıma ile evlenmesiyle nur'un iki parçası Ehl-i Beyt'te birleşti denilmektedir. Peygamberin şu sözü kanıt olarak gösterilir; ‘şanı yüce Allah’a yemin olsun ki ben ve Ali dünya yaratılmadan on dört bin sene evvel bir nurduk. Ve dünyanın yaratılışını beraber izledik. O nur ademe sulb etti. Ademden Abdulmuttalib’e kadar geldi. O zaman ikiye ayrıldı. Bir kısmı babam Abdullah yoluyla bana ve bir kısmı da Ebu Talib yoluyla Ali’ye geçti.’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:17

Ayn-Mim-Sin

Nusayrilik, bu mana-isim-bap konusuna inancın açıklanmasında, kavranmasında temel bir ilke olarak kabul etmektedir. Hatta bunu vurgulamak için özel anlamda; Ayn, Mim, Sin (AMS) demektedir. Ayn, göz demektir. Allah'ın tecellisini görmek, anlamak demektir. Ayn; yücedir, esastır, ala'dır, Ali'dir. Bu mana dır. Mim, Hz. Muhammed'dir. islamın, Kur'an'ın sözüyle, özüyle, evreni, insanı kavrayıp yorumlamaktadır. İlk yaratılan nur, Muhammed'in olduğuna göre, Adem ve sonrasındaki vekiller, hep İslamı tebliği ettiler. Öyle ise insanlığın din serüveninin adı, özü, ismi Hz. Muhammed'dir. Yani isim olandır. sin, Selman'dır. Yüce olanın, âlâ olan'ın babıdır. Mecusiliği, Yahudilik ve Hıristiyanlığı bilen, tahsil edip yaşayan ve ille de Hz. Muhammed deyip, yollara düşen, esir edilip satılan ve Medine'de Hz. Muhammed'e katılıp onun sahabesi olan, Hz. Selman-ı Farisi'dir. Bilgindir, alimdir, öğretmen ve rehberdir, örnektir ve Selman-ı Pak'tır.

Şöyle özetlenirse;
ayn(mana)(Ali)- mim(isim)(Muhammed)- sin(bab)(Selman)
Mana, anlam demektir. Anlaşılması gereken demektir. Bilinmesi gereken hazine demektir. Erişilmesi gereken gizli ilim demektir. Hal böyle olunca insanlığın amacı manayı anlamak olur. Samit(susan) olandır. Ayn yani Ali olandır. Bilinmesi gereken gizli Ali’dir.
İsim, dile getirendir. Manayı anlatandır. Manayı dile getirendir. Mananın sırlarını öğretendir. Natık(konuşan) olandır. Samit olanı Natık dile getirir. Hal böyle olunca mim olan hz Muhammed bilinmesi gerekeni bildiren olur.
Bab, kapı demektir. İsim olanın dile getirdiği gizli ilim manaya açılan kapıdır. Sin budur işte. Selman-ı farisidir. Nusayriler ona seyidi Selman derler. Seyit üstün önder, büyük olan anlamına gelir. Aynı zamanda peygamber soyunu temsil eder seyyid sözü. Peygamberin Selman hakkında ‘o bizim ehlibeyttendir’ sözüne dayanarak.
Nusayrilikte; her İmam'ın bir Bâbı vardır. Buna göre, 11. İmam Hasal el-Askeri'nin Bâb'ı Ebu Şayb Muhammed b. Nusayr el-Basri'nin en-Nümeyri'dir. 12. İmam Muhammed el-Mehdi'nin özel bir Bâb'ı olmadan gıyaba karıştı. Seyyid Ebu Şuayb Muhammed, Samarra'ya yerleşti ve görevini sürdürdü. Yerine Muhammed b. Cündüp, yerine Muhammed el-Cennân el-Cünbülâni geçti. Adıyla Cünbülâni tarikatı kuruldu. Mısır'a giderek Seyid Hüseyin b. Hamdan el-Hasiybiyi tarikatına aldı. Hasiybi, Nusayriliğin ikinci Pir'idir. Halep'te gömülüdür, türbesi Şeyh Yaprak adıyla ziyaret yeridir.
On iki İmam ve Bâb'ları
İmam........................................Bâb
1. Hz. Ali (Ö. 661).......................Selman
2. Hz. Hasan (Ö. 670)...................Kays bin Varaka
3. Hz. Hüseyin (Ö. 680).................Reşid el-Hicri
4. Hz. Ali Zeynelabidin (Ö. 713).......Kenger
5. Hz. M. Bakır (Ö. 733).................Yahya bin Muammer
6. Hz. C. Sadık (Ö. 765).................Cebir bin Yezid
7. Hz. Musa Kâzım (Ö. 799).............El-Kahilî
8. Hz. Ali Rıza (Ö. 818)...................Fadl bin Ömer
9. Hz. M. Cevad (Ö. 835)................M. bin Mufaddal
10. Hz. Ali el-Hadi (Ö. 868)..............El-Kâatibi
11. Hz. Hasan el-Askeri (Ö. 869).......İbni Nusayr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:17

Nusayrilikte Hz. Ali

Nusayriler için doğal olarak hz Ali çok önelidir. inanç temelleri onun üzerine kuruludur. hz Ali yi anlatmadan önce affınıza sığınarak Mevlananın hz Ali ile ilgili kasidesini suacağım. Nusayriler, diğer anadolu alevileriyle tarihsel bir bağları bulunmadığı için inanç sistemleri anadolu Alevilerinin ozanları üzerinde değildir. ama bunun nedeni bu şahısların bazıları hariç onları tanımıyor olmalarıdır. ama ozanların deyişleri Nusayriliğin inanç sistemini anlatır şekilde olduğu gibi nusayrilerin diğer Anadolu Alevileriyle tarihsel olmasada inançsal bağları olduğunu gösteriyor. yeri gelince anlatacağım ama şimdiden söylemem gerek ki çok büyük benzerlikler var.

Na'ti Ali

O açıklayıcı imam, o Tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, mekânda, zamanda Hakla duran o imamın zati, iç ve dış temizliğiyle Vasıflanmak vaciptir. Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir...
Onun konağı birlik âlemidir. Dünyevi ve beşeri sıfatlardan dışarıdır. O, insanın hakikati ve canı gibiydi. Her şey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın zati gibi o bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. Hakkın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrının yapışmış O olmuştur. Hani duyduğun lâhûtun o gizli hazinesi yok mu; işte O odur. Çünkü o, haktan hakla görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. işte o ilimden maksût, yüce Ali'dir. Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, herşeyin bilginidir. ibtidasız evvel o idi, sonsuz ahirde odur. Peygamberlere yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikatten odur. Yüzünün nurlu pırıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, hak iledir; hak ondan görünür. Hakka ki, o hak ile ebedidir. Âdem'in toprağı onun nurundan idi. O sebeple meleklerin tacı oldu; Allah'ın isimlerini ondan belirledi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde, Âdem her şeyi anladı. O nur tek olan yaradanın nuru olduğu içindir ki, melekût onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Âdem, o imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi... Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh, kendinde yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehir de gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu. Halil Peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu Nemrut’un ateşi, o Allah'ın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail’e kurban etti. Yûsuf, kuyuda onu andı da o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup onun önünde bir çok inledi de Yûsuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı. İmran'ın oğlu Mûsa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: Yarabbi! Bana bu lütuftan bir âlâmet ver Hak ona iste sana Yed-i Beyza (Nurlu el)'i verdim;dedi. Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadas oldu da Isa vücuda geldi... O seriatte ilim sehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultani Muhammet, hakka yakınlık gecesinde, Allah'a kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali'den başkası bulunmaz. Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O susmaz söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp görüldü. Vahyolunanların sırlarını,
o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetine haykırdı:
-- Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur.
Allah'a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir...
O bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa:
-- Benimle açıkça beraber bulundu dedi.
Dinde evvel, ahir o idi. Allah ile içli dışlı idi... İste bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakkiyle yüce olan odur.

Ey efendi! Benimle boşuna kavga etme bu böyledir. Hakikat
budur ki, hepimiz zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız,
deniz odur.

Cihan var oldukça Ali var olur
Cihan var olurken de Ali vardı.
Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar var olan Ali'idi. Veli, vasiy olan şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın Sultani Ali idi. Ali'den ötürü melekler Ademe secde ettiler. Adem bir kıble gibi idi, secde olunan Ali idi., Adem de, Sit de, Eyyub de, İdris de, Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, Isa da, İlyas da, Salih peygamber de, Davud da Ali idi. Nefsin tamamından ötürü cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kur'an'ın yer yer, ayetlerinde Tanrı’nın ismetini vasf ile övdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi. Kapısının toprağı kadir ve kıymette Arşın semasından daha ileri geçen, o durmadan hakka secde eden arif Ali idi. İslam’ın yolunda is düzelmedikçe , durup dinlenmeyen o şerefli, vakarlı Sah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan o kaleler fatihi Ali idi. Afaka her bakışımda gördüm ki, yakın yüzünden her varlıkta var olan Ali idi. Bu küfür olmaz, küfrolan bu söz değildir.

Cihan var
oldukça Ali var olur,
cihan var olurken de Ali vardı.

Tebriz'in Şems-ül Hakki cihanın gizli ve açık sırlarından her ne
gösterdinse hepside Ali idi.

MEVLANA CELALEDDİN RUMİ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:18

nusayriler için hz Alinin hutbeleri de çok önemlidir. burda bir çok sırrı örtülü bir şekilde aktardığını söylerler. yine konuya açıklayı olsun diye bir hutbesini aktaracağım. o zaman nusayrilerin inançların izlerini bu hutbede görebilirsiniz.

Hz Ali bir hutbesinde şöyle buyuruyor:

Benim o nur ki, Musa ondan iktibas eyledi; benim, Sur'un sahibi; benim, her mezarlarda yatanları kabirlerinden çıkaran; benim, kıyamet günündeki dirilişin sahibi; benim, Nuh'un kurtarıcısı ve sahibi olan; benim, Musa'ya konuşanın sırrı; benim, gayb aleminde ruhlara konuşan; benim, daim ve baki olan emir; benim, hakkın velisi olan.
Benimdir tüm yaratılanlar; benim, sözümü değiştirmeyen ve yaratılmışların hesabı ona dönecek olan; benim, tüm yaratılmışların emri olan aktarılan; benim, yaratan Allah'ın halifesi; benim, beldelerine Allah'ın sırrı ve kulları üzerine hücceti olan; benim, Allah'ın emri.
Benim, Allah tarafından ona itaat vacip kılınan; benim, hayatta baki olup ölmeyen ve ölsem de hiçbir zaman ölü olmayan; benim, saklı kalan İlah'ın sırrı; benim, olan ve olacak her şeyden haberdar olan; benim, iman edenlerin namazı ve orucu; benim, iftihar ve menakıb konularının sahibi; benim, yıldızların sahibi olan; benim, Allah'ın ağrı veren azabı; benim, ilk kuvvetli zalimleri helak eden; benim, devletleri var edip yok eden; benim, şiddetli yer sarsıntılarının ve musibetlerin sahibi olan.
Benim, güneş tutulmasının ve yere çöküşün sahibi; benim, Firavun'ların kanını bu kılıcım ile yere akıtan; Kalu bela da Allah'ın onun itaatini emretmiş olduğu kişi benim, zuhur ettiğimde beni inkar ettiler ve şanı yüce olan Allah bu durum hakkında şöyle buyurdu: O geldiğinde, onu tanımadılar ve bu inkarları ile küfre saptılar (ayet); benim, nurların nuru; benim, arşı temiz olanlar ile taşıyan; benim, önceki kitapların sahibi: Benim, Allah'ın kapısı, kim bunu inkar ederse o kapıdan cennete giremeyecektir; benim, meleklerin yatağına izdiham ettiği; benim, yeryüzünün tüm kısımlarında tanınan kişi; benim, güneşin onun için iki kere geri döndüğü.
Benim, cennetin ve cehennemin anahtarları elinde olan; benim, Resulallah (S.M) ile yer ve gökte beraber olan; benim, hiçbir ruh daha harekete geçmeden ve hiçbir nefs nefes almadan önce tesbih eden; benim, ilk asırların sahibi; benim, susan, natık olan ise Muhammed'dir; Musa'yı denizden geçirip, Firavun'u askeri ile denizde boğan; benim, hayvanların fısıltısını ve kuşların dilini bilen; benim, yedi gök tabakasını ve iki yer tabakasını, bir gözün açılıp kapanması zarfında dolaşan; benim, İsa'nın dili ile onun yerine beşikte konuşan.
Benim, arkamda İsa namaz kılacak; benim, Sur içinde Allah'ın istediği şekilde hareket eden; benim, hidayet yolunun çerağı; benim, takvanın anahtarı; benim, son ve başlangıç; benim, kulların amellerini gören; benim, alemlerin Rabbinin emri ile yerlerin ve göklerin bekçisi olan.
Benim, hak ile hükmeden; benim, dinin diyanetçisi olan; ben o kişiyim ki ancak vilayetime bağlı olanların amelleri kabul edilerek ve benim sevgim ile başlanan işler ancak kabul edilecek; benim, feleğin gidişatından haberdar olan; benim, Mikail'in (a.s) indirdiği yağmur tanelerinin ve savurduğu tozun Allah'ın izni ile sahib olan; benim, iki kere öldürüp iki kere ihya eden; benim, her istediği şekilde zuhur eden; benim, yaratılanların sayısının ne kadar çok olsalar da ihsan eden; benim, ne kadar çok olsalar da hesaplarını veren.
Benim o kişi ki, nezdinde peygamberlere indirilen kitaplardan bin tanesi var olan; ben o kişiyim ki vilayetimi bin tane ümmet inkar etti ve hepsi ve hayvana döndürüldü; benim, ilk zamanda zikredilen ve son zamanda zuhur edecek olan; benim, zalim ve gaddarları yerlerinden çıkarıp son zamanda onlarla hesaplaşacak olan; benim, Ya'us, Ya'uk ve Nusr'a şiddetli bir azap ile ceza verecek olan (bu üç isim cahilliye devrinde putların adlarıdır. İmam hazretleri kendi devrinde yaşamış olan üç muhalifinin adlarına rumuz olarak kullanmıştır).
Benim, her lisan ile konuşan; benim, doğularda ve batılarda tüm yaratıkların amellerine müşahid olan; benim, Muhammed olan ve Muhammed'dir ben olan; ben o manayım ki, ona ne bir isim ne de bir şüphe düşer; benim, kurtuluş kapısı ve benim La lavla vela kuvvete illa billahi'l-Aliy'ul-azim olan!!!

Bu hutbe seyyid Haşim el-Bahrani'nin Lavami'un-Nuraniyye adlı eserinden alınmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:20

Ali, Nusayriler için herşeydir. Nusayrilik Ali merkezinde döner. Tanrının ilahi tecellileri olduğuna inanırlar. yedi ilahi tecelliden bahsedilir. (aslında on dörttür. bu durumu daha sonra izah edeceğim.) her ilahi tecellide bir mana, bir isim ve bir bab gelmiştir.
mana..............isim..................bab
Habil................Adem................Cebrail
Şit...................Nuh..................Yay il bin Fatin
Yusuf...............Yakup...............Ham bin Kuş
Yuşa................Musa................Dan bin Aşbavüt
Asaf................Süleyman............Abdullah bin Sim'an
Şem'un Al-Safa...İsa.....................Rüzbih bin Satr Al'a'imma
Ali....................Muhammed..........Selman-ı farisi

Nusayriler kendileri için önemli kişileri gök cisimleriyle sembolleştirirler. Nusayriler en önemli üç kişi olan Ali, Muhammet ve Selman'ı güneş, ay ve gökyüzüyle sembolleştirir. Muhammet güneşle sembolleştirilir. mekanı güneş olarak kabul edilir. Ali ve Selman da iki'ye ayrılırlar. nusayriler için en geçerli iki ayrım bu görüşten kaynaklanır. daha çok Hatay'ın güneyinde yoğunlaşan klaziler Ali'yi ay ile sembolleştirirler. Hatay'ın kuzey tarafı ve Çukurova yöresi ise ay Selmanın mekanıdır derler. Ali ise gökyüzüyle sembolleşir. diğer sahabeleride yıldızlarla sembolleştirirler. özellikle beş sahabe çok önemlidir.

Beş Eytam

Nusayriler, gökteki yıldızlar gibi, yerde de yıldızların bulunduğuna inanmaktadırlar. İyilik, hizmet ve sevgi örneği insanlar daima var olacaktır. Bunların birer yıldız olduklarına inanılır. Bu nedenle, beş örnek sahabeye (Eytam) ayrı bir önem verirler. Yerden göğe çıkan bu yıldızlar; mükemmel, yetkili, ilimli, haliyle örnek, eğiten-öğreten, dünyanın aldatıcı cazibelerinden vazgeçmiş, yetim, maldan-şaldan-gösterişten-azamet gösterisinden sıyrılmış olan sahabelerdir. Bunlar; salt insanlık aşkıyla, AMS sıtkıyla, cemiyet için hizmet eden, mümtaz rehber zatlardır. Bunların topluma hakimiyet yörüngesinde, Abuzer-i Gıfari'nin sadakat ve fakir yaşamı, azim ve sebatı geçerli olur. Sermaye ve yönetici sorgulanır, gerçek aranır. Mikdat b. Amr ile toplumda celadet, muzafferiyet, şahadet, hak bildiğini savunmak öncelik alır. Abdullah b. Revaha ile, ilim, şiiriyet, aşk, cezbe, Peygambere yakınlık ve yardım, şiirler ile ayetlere eşlik etmek dile gelir. Onunla birlikte ve onun şiirleri okunarak Hendek kazılır. Kâbe'de putlar yıkılır. Kanber el-Devsi ile; sadakat, hizmet, inanç uğruna can vermek, böylece kaçmışları safa davet etmek, ölmüşleri diriltmek, külleri ateşe döndürmek göze-söze gelir. Osman b. Ma'zun ile; fikre-inanca (İslam’a) katıldıktan, ikrar verip iman ettikten sonra; sürgüne, işkenceye, zulme dayanıp ülkeyi terk etmek ve sonra avdet ile davaya hizmet etmek, hak bildiğini söylemek, cefaya rağmen başkasının himayesini reddedip kendince yaşamak azmi dile gelir. Tabi bu sahabelerin yıldız benzetmeleri de Batıni bir meseldir. İşin bu kısmını görmesen onların şekilsel yönüne bakarsan gerçekte de sahabelerin yıldız olduklarına inandıklarını düşünürsün. Dediğim gibi Nusayrilikte her şey zahiri ve Batıni açıklamalıdır. Batıni öğretilerde sık sık kullanılan mesellerle(benzetmelerle) anlatma yolu vardır. Buna da hz İsa’dan örnek verirler. Onun her şeyi mesellerle anlatmasını örnek gösterirler.



Kitab el-Bakura ve Kitab el Mecmu

Kitab el-Bakura el-Süleymaniyye fi-keşfi Esrar el-Diyane el-Nusariyye adlı bu kitap, 1863 yılında Beyrutta Arapça olarak yayınlandı. Bu kitap E. Edward Salisbury tarafından Arapça aslıyla birlikte, (1864) İngilizceye çevrildi. René Dussaud, Arapça aslıyla birlikte Fransızca'ya çevirdi (1990) ve ayrıca L. Massignon, İslam Ansiklopedisi için Nusayriler maddesini (1908) ve ayrıca R. Basset'in Dussaud'dan özetlediği makalelere, harita, cetvel, fotoğraflar ekleyerek yayınladı (1920).
Kitab el-Bakura da, el-Hasibinin yazdığı bildirilen 16 Sure yer almakta ve buna Kitabel-Mecmu denilmektedir. N. Çağataş ile İA. Çubukçu, el-Bakura ile Vilayet-i Beyrut kitabından alıntı-çeviri yaparak Nusayrilik hakkında yayın yaptılar.

Vilayet-i Beyrut Kitabı

Vilayet-i Beyrut kitabı, Vali Azmi Bey tarafından 1916 senesinde Beyrut'ta basıldı. Bu kitap; Beyrut Ticaret Bürosu Müdürü Refik el-Temiymi ve yardımcısı Muhammed Behçet tarafından yazılmış, kitapta tüm dinler yanında Nusayrilik de işlenmiştir. Kitabın yazımında Fransız misyoner Alfred Fouille, Beyrut Din Fakültesinden Vandik, Hıristiyan okulu öğretmeni Pere Lammens ve Nusayriler tarihini yazan Arkeolog Rene Dussaud'dan yararlanılmıştır. Kitabın 2. cildi İsmailiye ve Nusayriye'nin din ve adetlerini eleştirmekte; el-Bakura, Hamza b. Ali, Şehristani, İbni Teymiyye gibi, Nusayrilere zıtlığı bilinen kişilerin görüşlerini tekrarlamaktadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:21

NUSAYRİLİKTE REENKARNASYONNusayrîlik’te “tenasüh” vardır. hakkın, nûrun tecellisi vardır. İslamiyet’te, “tenasüh” inancının varlığı tartışılmaktadır, varlığına dair bazı ayetlerin açık ifadeleri örnek gösterilmektedir. insanın dünyaya arınmaya geldiğini söylerler ve arınma tamamiyle gerçekleşinceye kadar. ruh tekrar tekrar yeni bedenlerle dünyaya gelir. kötülük yapanların, Allah'a ve Ehlibeyt'e dil uzatanların düşük dereceli bedenlerde dünyaya gelmesi vardır. kısacası bazı ruhlar belirli bir süre hayvan bedenlerinde de dünyaya gelir. Nusayriliğe göre amaç arınmak ve Rab'be dönmektir. O'nun(Tanrı'nın) kuranda dediği gibi nurunu tamamlamaya çalışması yarattıklarının arınıp kendine dönmesidir. Hatay'da yaşayanların çok büyük çoğunluğu da bu olaya tanık olduklarını idda ederler.

NUSAYRİLERDE İBADET YERLERİ

Nusayrîlerin dini “ziyaretgahları” vardır. Bunlar türbe, makam, yatır şeklindedir. ama ibadet merkezi değildir. nusayrilerin ibadet yerleri temiz olan heryerdir. genelde evlerinde ve bazı zamanlar ziyaretlerde ibadet ederler. ama ziyaretler ibadet için yapılmaz. İstisnasız hepsi temiz ve bakımlıdır. Hepsinde su, ışık, ihtiyaç yerleri vardır. Kurban kesim bölümleri, pişirme yeri ve gereçleri yeterli kap ve kazan, hastaların kalmaları için oda ve yatak da vardır. Ziyaretgah lahdi, üzerinde ayetler yazılı yeşil bir örtü ile kapatılmıştır. Lahdin üzerinde pek çok sayıda Kur’an bulunmaktadır. Lahd odasında Türkiye Devleti Bayrağı asılıdır. Dini tablolar, levhalar, dualar, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve On İki İmam ile Zülfikar tablolarının arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün portreleri de bulunmaktadır. ziyaretlerin yapılma nedenleri;
1)nur yağdığına inanılması: bu ziyaretlerin yapılmasındaki en önemli bir kaç nedenden biridir.
2)türbenin bulunduğu yerin isminin kutsal kitaplarda geçmesi: örneğin Hatay'da Samandağı ilçesi, Çiğdede mahallesinde ki ziyaretin bir makamıda Sultan Habibi Naccar Kuran'da yasin suresinde anlatılmakta olduğuna inanılır.(yasin 13-29)
www.diyanet.gov.tr/kuran/result.asp?ayet=&page_id=&kuran_id=36&ayet_no=&Ara ma=Tamam&offset=10
(bu olay daha sonra incelenecek)
3) Nusayriler için kutsal olan kişilerin o yerden geçmiş olması: örneğin Hatay'da üç dört tane Hızır ziyaretleri nin oraya Hızır(as) uğradığına inanıldığı için yapılmıştır.
4) Nusayriler için kutsal olan kişilerin rüyada görülmesi.
bunun gibi nedenlerle ziyaretler yapılır. ziyaretlerin bazıları tek makamlı, bazıları ise çok makamlıdır.
ziyaretin içine bayanlar başörtülü girer.


En son tarafından 28/1/2007, 13:25 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:21

ARAP ALEVİLERİNDE ŞEYH VE İHVAN
Arap Alevilerinde cem ayinlerini yöneten şeyhler bulunur. Anadolu Alevilerinde ki dedelik kurumunun aynısıdır. peygamber soyundan geldiklerine(seyyid) inanılır. bunun dışında birde peygamber soyundan gelmeyenlere ihvan denir ki arapça halk demektir. şeyhlik yine Anadolu Aleviliğindeki gibi babadan oğula geçer. en büyük çocuk görevi devralır. eğer en büyük çocuk bu görevi istemezse görevi bir sonraki kardeş devralır. şeyh olacak kişi aynı zamanda belirli eğitimlerden de geçer. sadece şeyh olacak olan kişilerin bildiği bir takım bilgiler kendisine öğretilir ki bu bilgileri halk bilmez.


ARAP ALEVİLERİNDE AMCALIK KURUMU I

Arap Alevilerinde dini bilgilerin aktarılışını sisteme döken jurumda amcalık kurumudur. tasavvufta mürid'in mürşid edinmesi, sufi'nin pir'e bağlanması esası Arap Alevilerinde amcalık kurumuyla yaşatılır. dini eğitimi alacak olan çocuğa bir amca seçilir. Arapçada amme seydi denir. amme amca demektir. seydi ise seyid sözünden gelir ki hem büyüğümüz, üstadımız anlamını verir hem de peygamber soyunu temsil eder. bu seçilen amca şeyhlerden seçilir ki böylece seçilen amca peygamber soyundan seçilmiş olur. amca dini eğitimi alacak olan çocuğun manevi babası olur. amcanın amcası da manevi dede olur. amcanın daha önce dini eğitim verdiği ve daha sonra da dini eğitim vereceği kişilerde manevi kardeş olur. amcanın genetik akrabaları/yakınlarıda aynı manevi akrabalar derecesinde saygı görür dini eğitimi alacak olan çocuktan ve ailesinden. bu dinieğitimi sadece erkek çocuk alır. arap alevilerinde kız çocuğu sınırlı bilgi edinir ve amcaya gitmez. (nedeni daha sonra açıklanacak. ayrıca kafalarda Arap Alevilerinde kadının yeri sorgulanabilir veya ikinci planda kaldığı düşünülebilir. ama öyle değil. Arap Alevilerinin sosyal ve ailevi ypısı incelenirken açıklanacak.)
çocuklara(kız ve erkek) dini bilgileri ilk verenler ailede ki kadın yakınlardır. kadın Arap Aleviliğinde çok önemli bir görev üstlenir. çocuklardan erkekler amcaya gidene kadar, kızlarda belli bir yaşa gelene kadar ilk sınırlı bilgiler kadınlar tarafından verilir ki aleviliğin temeli atılmış olur. ilk üç halifenin ve Aişe'nin sevilmediği, hz Ali'nin dindeki yeri ve önemi, ehlibeyt sevgisi, tevella ve teberra, ehlibeyte yapılan haksızlıklar, hz Ali söylenceleri(kendi tabutunu götürmesi, mucizevi doğumu vb) vb bilgiler çocuklara aşılanır. cocukları bayramlara ceme katılmaya zorlayan da kadınlardır.(babadan yada başka erkeklerden hiç sorun çekilmez ama ceme katılmak, yabanıyla evlenmemek vb şeylerde kadınların manevi baskısı hissedilir derecede fazladır.) daha sonra erkek çocuk amcya giderek dini bilgileri alır.


En son tarafından 28/1/2007, 13:24 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:22

ARAP ALEVİLERİNDE AMCALIK KURUMU II
erkek çocuk ilk dini bilgileri ailenin kadın yakınlarından aldıktan sonra törenle amcaya gider. amcaya gidiş üç aşama da gerçekleşir. ilk törende ayini cem yapılır ve bitişinde çocuk içeri alınarak çocuğa bir kaç cümleden oluşan bir yazı ezberletilir. bu yazıyı kimseye söylememesi ve sabah akşam 100 defa tekrarlaması istenir. bundan bir kaç ay sonra ikinci törende yine ayini cem yapılır ve bitişinde çocuk içeri alınarak dört kelime ezberletilir. bu kelimeleri söylemekte bir sakınca görmüyorum. zira artık herkes biliyor. bu kelimeler sır-ayn-mim-sin dir. sır bildiğimiz sır anlamındadır. ayn mim sin ise daha önce anlatılan anlamları içerir ancak bu kelimeler çocuğa ezberletilirken anlamı kesinlikle söylenmez. yine çocuğa bunları kimseye söylememesi ve sabah akşam ilk ezberletilenlerle birlikte 100 defa tekrarlaması istenir. (100 defa tekrarlamanın özel bir anlamı yok. yani 200 de istenebilir. bu amcaya kalmış.) aslında bu ilk iki tören çocuk için bir sınavdır. çocuğun amcasına ne kadar bağlı kalacağı ve sır tutup tutamayacağı anlaşılır. çocuk ilk iki törende öğrendiklerini dışarı aktarırsa üçüncü törene alınmaz, dini bilgiler verilmez ve düşkün olur. ikinci törenden 7 veya 9 ay sonra üçüncü ve son tören yapılır. üçüncü törende de ayini cem yapılır ve çocuk bitişinde içeri alınır. yine bir kaç cümleden oluşan yazı ezberletilir. ki bu törenle artık çocuk dine girmiş olur. bu üçüncü tören çok önemlidir ki bu törenden çıkışta çocuğun miracı kutlanır. bu tören bitişinde çocuk evine değil amcanın evine gider. dini bilgileri amcasından alana kadar onun evinde kalır. amcanın evinde ilk olarak bazı dualar ezberletilir ki bu dualar el/yüz/ayak vb yerlerin temizlenmesinde okunur. yine banyo alırken okunan bir dua bulunur. ancak yeni nesilde bu duaların artık okunduğu pek görülmez. daha sonra 16 bölümden oluşan ve süe denilen yazılar tek tek ezberletilir. ilk verilen sure ezberletilmeden ikincisi verilmez. en kısa olanı bir kaç satırdan oluşan 9. suredir. en uzunu ise yerine göre üç dört sayfadan oluşan 11. suredir. dini öğrenmeye giden çocuklar kendi aralarında bu 11. sureye dağ ismini verirler. surelerden 2. 7. 8. ve 9. sureler ayini cemde okunan surelerdir ki bu sebeple 8. sure bittikten sonra çocuk ayini cemlere katılmaya başlar. tabi bu surelerin anlamı ve neyi anlattığı, Ali-Muhammed-Selam üçlüsü, ehlibeytin sırları, varolan her şeyin zahir batın ilişkisinde oluşu, kuranında bu zahir batın dan oluştuğu vb şeylerde bu surelerle anlatılır. 16 sure bittikten sonra ayini cemlerde okunacak olan bazı dualarda ezberletilir. çok uzun olyana bir kaç duadır. ayini cem bölümünde daha detaylı açıklanacak. bu dualarda bittikten sonra çocuk kurtuldu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. en zor kısım şimdi başlar. bütün ezberlediklerini baştan itibaren okutulur. eğer takılırsa bırakılmaz ve okumaya devam eder. taki takılmadan hepsini okuyana kadar. bitince çocuk artık serbest kalır. çocuğun ailesi amcanın evine ufak tefek bir kaç hediyeyle gelir ve çocuğu alır. ancak aileler arası bağ sonsuza kadar devam eder. çocuğun amcaya olan bağlılığı da aynen devam eder. erkek çocuk bundan sonra kalanları dedesinden, babasından(çünkü artık çocuk amcaya gittiği için onunla rahatlıkla konuşulabilir ve sırların anlamları verilebilir.) ve kendi araştırma çabasından öğreneceklerini öğrenir. ayrıca amcaya gitmeden önce kız çocuklarıyla beraber kuran öğretilir. arap alevilerinden kuran öğrenmeyen yok gibidir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:25

BAYRAM, BAYRAM SAHİPLİĞİ VE AYİN-İ CEM

bayramlar

Arap alevilerinde bazı özel günler kutsaldır ve bu günlere bayram denir. Nusayrilikte hiç bir peygamber arasında ayrım yapılmaz.
Bakara(*) Sûresinin 285 . Ayetinde
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”
www.diyanet.gov.tr/kuran/result.asp?ayet=&page_id=&kuran_id=2&ayet_no=&Aram a=Tamam&offset=-1
bu ayte dayanarak peygamberler arasında ayrım yapmazlar ve hepsinin özel günlerini bayram olarak kutlarlar. hal böyle olunca senenin neredeyse yarısı bayram olur. bu bayramların en önemlisi arapçada iydil ğadir(türkçe yazılışı tam olarak doğru değil çünkü arapçada bulunupta türkçede bulunmayan harf var. bu sebeple özür diliyorum) denilen gadir humm bayramıdır. zahiri olarak bu günde peygamber hz Ali'yi yerine vasi, veli, mevla, halife ve imam olarak seçip atadığı için kutlanır. ama bu arap alevilerinde görünen kısımdır ve dışarıya bu şekilde aktarırlar. batıni olarak ise bu gün peygamberin Ali ile ilgili bir çok sırrı açıkça ortaya koyduğunu ve ilan ettiğini söylerler. bu sebeple bu gün arap alevilerinin en büyük bayramıdır.
NOT:bayramlar, tarihleri ve içerikleri daha sonra yazılacak

bayram sahipliği

Arap alevilerinde bayramlarda cem icra edilir. cemde ise birlik beraberlik söz konusudur. çok zorunlu olmadıkça bayrama herkes katılır. bayramları herkes kendi evinde kutlamaz. burada bayram sahipliği devreye girer. her yöre için geçerli olan bu sistematik olay herkesin bayramlarda bir arada olmasını ve bayramın hep beraber kutlanmasını sağlar. bir yörede herkes bir bayramı sahiplenir ve her sene o bayramda ev sahipliğini üstlenir. yöredeki herkes bayram sahipliğini üstlenen ev sahibinde toplanır ve bayram kutlanır. bayramda cem icra edilir. böylece bütün bayramlarda farklı evlerde o yörenin insanları bir arada olur ve bayramları beraber kutlamış olurlar.
ayin-i cem I

bayram sahipliğini üstlenen ev sahibi, bayramdan bir kaç gün önce evini bayrama hazırlar. cemin icra edileceği önceden belirlenmiş büyükçe bir oda temizlenir. odada ki koltuk, kanepe, masa, sandelye vb bütün büyük eşyalar çıkartılır. oda yıkanır ve temizlenir. sadece cem de kullanılmak için saklanmış olan temiz halılar serilir. o halılar cemden sonra yıkanıp bire sonra ki ceme kadartekrar saklanır. yine sadece cem için saklanan minderler odanın duver diplerine dizilir. ortalarada minderler koyulur. bayramda bir gün önce kurban kesilir. kurbanı genelde bir büyük baş(dana) ve bir kaç küçük baş(koyun) oluşturur. bir gün önceden başlamak üzere yemekler hazırlanır. çoğu yöresel olan bir çok çeşit yemek hazırlanır. yemekler büyük tencerelerde ve küçük kazanlarda 300 ile 600 kişiye yetecek kadar yemek pişirilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Serkan_Devrim
Can
Can
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 89
Yaş : 34
Yer : iZMİR
Meslek : öğrenci
Kisiel Rutbe : Devrim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   28/1/2007, 13:26

ayini cem II

bayram sabahı erkenden(genelde saat 4 cıvarı) bir gün önceden kesilen ve suda bekletilen kurban etinden her bayram hazırlanan ve hırise adı verilen yöresel yemek hazırlanır. bu yemek çok büyük kaznlarda pişirilir. kurban etinden, darıdan vb oluşur. bayram günü en az iki olmak üzere bir kaç seferde misafir ağırlanır. her seferde 100-150 arası kişi ağırlandığı için bütün gün sadece 300-600 arası misafir ağırlanmış olur. gelen misafirler önce hazırlanan cem odasında cemi icra ederler. cemi yöneten kişi peygamber soyundan geldiğinr inanılan şeyhtir. sağında nakip adı verilen solunda da necip adı verilen iki görevli bulunur. cemi bu üçü idare eder. şeyh hz Ali'yi sağında ki nakip hz Muhammed'i solunda ki necip ise Selamn-ı Farisiyi(ki arap alevileri ona seyidi silmen derler) sembolize eder. şeyh ve nakip peygamber soyundan gelmek zorundadır ancak necipte böyle bir zorunluluk yoktur. şeyh nakip ve necip kendilerine hazırlanan biraz yüksekçe bir minderde herkesin kendisini görebileceği bir yerde oturur. diğerleri önce duvar diplerine ve daha sonra da odanın ortasına hazırlanan minderlere otururlar. cem oturarak icra edilir. cemde bir kıbleye yönelinmez. cemi yöneten şeyh ile ceme katılanlar yüzyüzedirler. şeyh nakip ve necip dışında bir iki ikişide cemde içerisiyle dışarının irtibatını sağlar. ayak işlerini yaparlar. cemde amcada öğrenilen sırlar icra edildiği için ceme bu sırlara sahip olmayanlar katılmaz. böylece arap alevisi olmayanlar, kadınlar ve henüz amcaya gidip sırları almayan erkek çocuklar katılamaz. birde düşkünler ceme katılamaz. cemde önce fatiha ve sonra amcada öğrenilen üç dua okunur. odada bağur yakılır. tütsüye benzer. ardından arınma duası okunur. bu duada ehlibeyte ve aleviliğe zararı dokunanlar lanetlenir. bu lanete safevi seferi dönüşü halepte yetmiş bin arap alevisini katleden Yavuz Sultan Selimde katılır. daha sonra amcada öğrenilen süreler okunur. bu arada bir gün önceden hazırlanan ve üzüm suyundan oluşan nakfe adı verilen bir içecek(eskiden şarap kullanılırmış) sembolik olarak dem şeklinde alınır. cemde anadolu aleviliği gibi saz yoktur ama şarkısal bir dille hep beraber şiir okunur. cemin dili tamamiyle arapçadır. cem bitişi bayram sahipliğini üstlenen kişi fakirlere zekat verir. cem yaklaşık olarak 45 dakika sürer. cemden sonra cem odasında sofralar dizilir. hırisi ve diğer yemekler ceme katılanlara serilir. ceme katılmayanlar ise oturma odasında otururlar ve onlarada orada sofralar dizilir. ev sahibi bir küçük plastik kaplarda genelde hırisi(bazen bulgur pilavı)bir ekmek ve ekmeğin arasına da haşlanmış kurban eti haırlatır. buna pay adı verilir. bunlar poşetlere konulur ve ceme katılan misafirlere evlerine götürmeleri için birer tane verilir. yine bayramda ev sahibi komşulara ve yakınlara haşlanmış et, hırisi ve kurban eti dağıtır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ARAP ALEVİLİĞİ(NUSAYRİLİK)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» YILIN FIKRASI ( bomba ya ) Cennet ve Cehenneme Esprili bi bakış :)
» ALEVİLİKTE KİRVELİK

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ALEVILER BIRLIGI :: ALEVILIK BOLUMU :: Alevilik Hakkinda Genel Bolum-
Buraya geçin: