ALEVILER BIRLIGI

Ozgur ve Demoktrat Platform
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Cemaatleşen Alevilik

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ZOZANB
Kıdemli Uye
Kıdemli Uye


Kadın
Mesaj Sayısı : 234
Yaş : 106
Yer : BAZAN ORDAN BAZAN BURADAN
Meslek : BEKLEMEK
Kisiel Rutbe : DÜNYA HEP ALEVİLERLE GÜZEL
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Cemaatleşen Alevilik   31/1/2007, 14:02

Ali Murat irat



2000’li yılların başlangıcından bu yana Alevi topluluğu ve Alevilik önemli bir değişim süreci yaşamaktadır. Bu süreçte, Aleviler ve Alevilik arasında varolan uçurumun derinleşmeye başladığını ve Alevilerin gittikçe “modern bir cemaate” dönüştürülmeye çalışıldığını görmekteyiz. Cemaatleşmenin aracılığını öncelikle devletin bazı kurumları ve devletler-üstü yapılar yaparken kimi Alevi örgütlerinin de buna imkan veren bir söylem geliştirdikleri gözlenmektedir. Bu nedenle yaşanılan son yıllar devletler-üstü kurum ve yapılarla olan ilişkileri yoğunlaşan ve sıradan bir Alevi bireyin söylemini etkiler duruma gelmiş olan bu örgütlenmelerin öneminin daha fazla arttığı yıllardır.



Alevilerin ve Aleviliğin geldiği noktanın öneminin daha iyi anlaşılabilmesi için geçmişe kısa bir bakışın gerekli olduğu açıktır. Bilindiği gibi Anadolu’daki heretik ve heterodoks yapılar Kızılbaşlığın tarihe çıkışına neden olan süreçte ve cumhuriyetin ilanıyla birlikte iki önemli kırılma yaşadılar. Bu yapıların başlıcaları olan Kızılbaşların ve Bektaşilerin cumhuriyetin ilanından sonra karşılaştıkları en büyük ve güçlü değişim süreci ise 1980 sonrasında dünyadaki felsefi ve sosyal değişimlere paralel olarak seyreden sosyo-politik süreçti. Cumhuriyetle birlikte Alevilik üst adı altında toplanan Kızılbaşlık ve Bektaşiliğin, sınırları daha keskin, kapalı, gizlilik esasına dayanan ve içerdiği topluluklar açısından heterojen tek bir “kurgusal topluluğa” dönüştüğünü görmekteyiz. Bir başka önemli değişim de yine cumhuriyetle birlikte modern değerlerin 1980’lerin ortalarına kadar Aleviliğin mit ve kültlerinin yerine geçmesi ve Aleviliğin epistemolojik erozyonuna neden olmasıydı. Alevilik cumhuriyetle birlikte inanca ilişkin özelliklerini yeniden yapılandırarak modernist-pozitivist bir anlayışa bürünmüş ve böylelikle 1960’larda yükselişe geçen sol (özellikle marksist sol) hareket içerisinde de kendisini sağlam bir şekilde ifade edebilmiştir (Aleviliğin geçirdiği epistemolojik değişimlerin nedenleri elbette burada tartışılamayacak kadar uzun ve kapsamlı. Ancak bu hatırlatmalar özellikle bugün yaşanan sürecin anlaşılabilmesi açısından önemli ve önemli olduğu kadar da gerekli olduğundan burada söz edilmektedir).



Aleviliğin özellikle 1980’lerin sonlarına doğru yükselişe geçen örgütlenme pratiği ise bu alanda artan bir ihtiyacı karşılama kaygısı ya da muhattap alınan otorite biçimlerinden (Devlet ya da diğer kurumlar) Aleviliğe ilişkin belirgin taleplerde bulunma isteğinden kaynaklanmamaktaydı. Örgütlenme pratiklerinin doruğa çıktığı 1990’ların ortalarına özenle bakılacak ve bazı metinler daha dikkatli okunacak olunursa Alevi örgütlenmelerinin öncelikle refleksif bir tanımlama kaygısına ve varolan hareketlilik (yükselen kürt etno milliyetçi hareketi ve “şeriatçı” dalga) içinde grup sınırlarının erozyonunun önlenmesine yönelik olduğu görülecektir. Kısacası 1990’ların örgütlenmelerinin niteliği daha çok refleksifti. Bu refleksif tavırları gösteren aynı örgütler şu anda Alevilerin kendilerini ifade ettikleri demokratik mekanlar olsalar da örgütlenmelerin niteliği değişmiş, örgütler refleksif tavır ve bu nitelikte hareketlerden ziyade modern reel politikanın gereklerine göre manevralar yapan ve temsil ettikleri topluluğu modern birer cemaat haline dönüştürmekte olan yapılar haline gelmişlerdir. Burada sözü edilen ve politik arenada yapılmakta olan “modern bir kurgudur” ve modern bir cemaatin yaratılması için gerekli olan yaptırımları da (bireyler üzerindeki) içermektedir. Bugün modernizme ve pozitivist dünya görüşüne bulaşmış olan Alevi birey bu örgütlerin ürettiği söylemlerle çatışma (kabullenme ve reddetme bağlamında) halindedir. Bu bağlamda, örneğin, Aleviliğin İslam’ın neresinde olduğu sorusunun tartışmaya açılması ya da ona İslam’ın içinde ya da dışında sınırları belirli bir yer biçilmesi ve bu kritik sorulara cevaplar üretilmesi Alevilerin ihtiyaçlarını karşılamasına karşın Aleviliğin gnostisizmini, sezgiselliğini ve heretikliğini yok eder bir durum yaratmaktadır. Reel politik ihtiyaçları karşılama amacıyla bu tür modernist sorulara yanıtlar üreten örgütlerin bu konularda yetersiz kaldıkları ve boşalan bu alanların muhafazakar söylemler tarafından aceleyle dolduruldukları görülmektedir.



Kısacası Alevi topluluğu değişen konjonktürün etkisi ve daha önce sözü edilen tehditlerin (Kürt etno milliyetçiliği ve şeriat tehdidi) bir miktar uzaklaşmasıyla tarzını değiştirmiştir ki bu süreç artık olgunlaşmaya başlamış olan örgütlerin daha pragmatik davranmalarını da beraberinde getirmiştir. Bugün Aleviliğin (Alevilerin değil) örgütsel olarak sınırlarının tanımlanması şeklinde seyretmeye başlayan süreç şunları gerektirmektedir: Devletle ya da devletler-üstü otoritelerle ilişkiye giren, hukuksal olarak tanımlanmış, resmi bir statüsü olan dolayısıyla topluluk üyelerinin de benzer haklardan yararlanması ve ortak söylemlerden “sorumlu olmasına” neden olan bir işleyim mekanizması. Artık gelinen noktada Aleviler açısından sosyal, hukuksal bazı kazanımların elde edilme olasılığı yüksek olmasına karşın Alevilik tehlikeli biçimde modern bir cemaatin adı haline gelmeye başlamıştır. Belki de örgütlenme pratiklerinde düşülmemesi gereken tuzak ve dikkat edilmesi gereken en önemli nokta da budur (Örneğin Cem Vakfı bu tür modern bir cemaatleşmenin öncülüğünü yapmaktadır. Hatta bu cemaatleşme önümüzdeki süreçte Aleviliği İslam’ın heterodoks, dolayısıyla ehlileştirilmesi şart olan, bir durumuna indirgeyecektir).







Raporlar, Cemevleri, Sosyolojik Sünnileşme



Sözü edilen devletler üstü yapılardan birisi olan AB’nin 2006 Türkiye Raporu Aleviliğin olmazsa olmazı olmayan ancak Aleviler için olmazsa olmaz haline getirilmiş olan cemevleriyle ilgili düzenlemeler de içermekte ve AB bu raporla cemevlerini dini bir merkez olarak tanımlamaktadır. Bu bir kazanım gibi dursa da ibadetin zamana ve mekana göre yapılmadığı Aleviliğin henüz teolojik olmasa bile sosyolojik bir sünnileşmeye girdiğini gösteren küçük bir örnek ve ortalama Alevi birey için Sünniliğin sınır ve ritüellerine benzer sınır ve ritüeller yaratmaya çalışıldığını (bilinçli/bilinçsiz) gösteren bir emaredir. Kısacası cemevleri konusundaki her kazanım aynı zamanda Alevilerin modern bir cemaat olma yolundaki kazanımlarına (!) yardımcı olma potansiyeli taşımaktadır. Ancak hiç kuşkusuz Aleviliğin heretik unsurlarının da devlet ve AB nezdinde “doğal ve tanımlanmış” olarak kabul edilmesi için örgütler tarafından harcanacak çaba bu noktada oldukça önem kazanmaktadır. Hatta Alevilik adı altında kendini tanımlayan ama hala ellerini güneşe açarak dualar eden Kızılbaş toplulukların erimesinin önüne ancak bu şekliyle geçilecektir. “Alevi ibadetlerinin yeri cemevidir” demenin bu bağlamda heretik ögeler için gizli bir asimilasyonist tavrı içerisinde barındırdığı unutulmamalıdır (Aslında böyle bir kaygı Alevilerin en güçlü örgütlerinden birisi olan AABF’nin 1997’de kabul edilen tüzüğünde belirtilmiştir. Tüzüğün 4. maddesi şöyle diyor: “AABF çoğulcu ve hoşgörülüdür. Tüm Alevilerin Alevilik anlayışları, özde aynı olmakla birlikte, gelenek ve görenekleri yöresel farklılıklar arz etmektedir. Bu yüzden farklı algılamalar ve yaşam biçimleri çeşitlilik olarak ele alınmalı, bu çeşitliliğe AABF içinde yaşam olanakları sunulmalıdır”).



Ancak bu noktada hemen Cemevi inşaatlarının durdurulmasına tanık olduğumuz 2006 yılının bu konuda geçmiş yılların tekrarı olduğunu söylemekte yarar var. İnsanların ibadet alanlarını kendi seçmesi ya da örgütlenme olanaklarını bu yönde kullanması en temel haklarındandır. Ancak devletin yıllar süren yok sayma politikasının sonucunda bazı Alevi grupların ibadetleri mekansızlaştırılmakta ve soyutlanmaktadır. Bu bağlamda cemevi isteyen Alevi gruplara devlet derhal camii’lere yaptığı yardımın aynısını yapmak zorunda ya da camii ve diğer ibadethaneleri cemaatlerin insiyatifine bırakmak durumundadır (Bu noktada yukarıda da bahsettiğim gibi yalnızca cemevleri Alevilerin ibadet alanıdır yanlışlığına düşmeden bunun kotarılması gerekiyor).

2006 yılında elde edilen kazanımlardan bir başkası da İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 12 Ekim'de aldığı zorunlu din derslerinin inanç özgürlüğüne aykırı olduğu hükmüydü. Bu hüküm esas itibariyle “zorunlu/zorla” olana karşı durması gereken her vatandaşın sorunudur. Ve bu karar elbette tahakkümün inceltilmesi adına önemli bir kazanımdır. Bu kararın alınmasında da Alevi örgütlerinden gelen bir Alevi’nin etkisinin olması Alevilerin otoritenin zorlayıcı ve demokratik olmayan kararlarına karşı duyarlılığının önemli bir ifadesidir.



Geçen yılla ilgili son söz olarak Alevi örgüt yöneticilerinin seçimleri hakkında birşeyler söylemek istiyorum. Özellikle 2006’da gerçekleşen örgütsel seçimlerin reel politikanın Alevileri Alevilikten ne kadar uzaklaştırdığının da göstergesi oldu. Tek adamlığın ve karizmatik bir liderin etrafında politika yapmanın yanı sıra klikleşmelerin yaşanması Alevilerin gitgide modern politika araçlarını hakkıyla (!) kullanmaya başladığını da gözler önüne serdi. Artık Aleviler birleşmekte, değişmekte ve gelişmektedir. Alevilerin örgütleri, grup sınırlarının yeniden inşası ve güçlendirilmesi yerine, reel politik alana daha fazla girmekte ve modern bir cemaatin yaratılmasında aracı olmaktadır. Alevilik önümüzdeki 20 yıllık süreç içerisinde “Yeni bir Aleviliğe” çevrilecek gibidir. Hem de yalnızca sünni olmadıklarını bilen ancak vatandaşlık ve örgütsel haklarının bilincinde olan bireyler olarak.



Yapılması gereken



Alevilerin, Aleviliğin ve Alevi örgütlerinin üç farklı dinamiği temsil ettiğini ve bu üçü arasındaki uçurumun giderek arttığını tekrar vurgulamak isterim. Alevi örgütleri reel politik yapılardır. Alevilik reel politik yaptırımların dönüştüremeyeceği, şekillendiremeyeceği inanç nüvelerine sahiptir. Bu inaç nüveleri devletin resmi kurumlarının ve muhafazakar yapıların ellerinde gün geçtikçe daha fazla “işlenmektedir”. Bu nedenlerle Alevi örgütleri Alevilerin hak ve özgürlükleriyle uğraşırken yakında Yeni bir Alevilikle karşı karşıya geleceklerini görmek zorundadırlar. 2007 için yapılması gereken en önemli şey Alevileri Alevilikle barıştırmanın yollarının aranması olacaktır. Ve artık kendi felsefecisini, sosyoloğunu, siyaset bilimcisini, antropoluğunu yetiştirmiş, kendi kültürünü ve inancını kimsenin ellerine bırakmamış örgütlü ve özerk bir akademinin varlığına olan ihtiyaç 2007’de daha fazla hissedilecektir.

_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN! DÜNYA ALEVİLERLE GÜZEL
PİRSULTAN KIZIYIM BENDE BANAZDA
KANLI YAŞ AKITTIM BAHARDA YAZDA
DEDEMİ ASTILAR KANLI SİVASTA
DAR AĞACI AĞLAR PİRSULTAN DEYU
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alewitas.gooforum.com
 
Cemaatleşen Alevilik
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Türkiyedeki Cemaatleşme yanılgıları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ALEVILER BIRLIGI :: ALEVILIK BOLUMU :: Araştırmalar / Makaleler/Haber /Gazete/TV-
Buraya geçin: