ALEVILER BIRLIGI

Ozgur ve Demoktrat Platform
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 NAZIM HİKMET

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
ZOZANB
Kıdemli Uye
Kıdemli Uye


Kadın
Mesaj Sayısı : 234
Yaş : 106
Yer : BAZAN ORDAN BAZAN BURADAN
Meslek : BEKLEMEK
Kisiel Rutbe : DÜNYA HEP ALEVİLERLE GÜZEL
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 11:56

YÜRÜMEK...
yürümek;
yürümeyenleri arkasında boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
karanlığın gözüne bakarak yürümek..
yürümek;
dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek ..
yürümek;

yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek ..
yürümek;
yürekten gülerekten yürümek ...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alewitas.gooforum.com
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:06

Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.......

Nazım HİKMET RAN
7 Mart 1958, Varşova - Şvider

Nazım Hikmet'in en sevdiğim şiirlerinden birini paylaşmak istedim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:06

Nazım Hikmet’in yazdığı Nikbinlik isimli şiirinden

Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz…

Dizelerini öğrencilik dönemimde bir öğretmenim anı defterime yazmıştı. Bu dizeleri okuyunca benim de güzel günler göreceğimize olan inancım pekişmişti.

Nazım Hikmet, bu dizelerinde dile getirdiği güzel günleri tüm insanlığın görmesini isterdi. Tıpkı aydın olmanın önemli bir sorumluluk olduğunun bilincinde olan tüm aydınlar gibi o da bunu sadece istemekle kalmadı; bu inancı ve isteği doğrultusunda yapabildiği en iyi şeyi kullanarak, yazarak mücadele etti.

Bu yüzden onun mücadelesi gürültülü ve patırtılı olmaktan uzak bir mücadeledir. Tam 40 küsur yıl süren bir mücadele..

Nazım Hikmet’in 40 yılı aşkın bir sürede yapmış olduğu şiir kariyeri onun evrensel bir şair olarak tanınmasına yol açmıştır. Bunu da doğal karşılıyorum çünkü onun dünyaya bakışı evrenseldir ama bunu seslendirirken kendi topraklarında birikmiş sesi, dili kullanmıştır. Nazım’ın özgünlüğünün özetinin bu olduğunu düşünmekteyim.

Nazım, birçoğumuzun kabul ettiği gibi çok iyi bir şairdir. Belki onun hakkında uzman olanlar daha farklı özelliklerini ortaya dökebilirler ama ben bir uzman olmayarak şunu söylemek isterim ki; o, son derece sıradan dizeler ile insanlığın ortak duygu ve düşüncelerini çok kolaylıkla, hiçbir imgeye başvurma gereği bile hissetmeden, son derece sıradan ama derinliği olan dizeler ile anlatmıştır.

Sözgelimi, bir grup arkadaş ile bütün bir gece tartıştığımız ve tartışmaktan yorulmadığımız

Ne ölümden korkmak ayıp
Ne de düşünmek ölümü

Dizelerinde olduğu gibi..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:07

Memleketimden İnsan Manzaraları..

Nazım Hikmet bu yapıtında sıradan insanları aynı mekanda buluşturmuş ve bu kişiler aracılığı ile sıradan insanların da duyguları, hayatları olduğunu anlatmıştır. Ancak, asıl anlatılmak istenen şey ülkedeki insanların sınıfsal durumlarından yola çıkarak ülkenin durumudur.

Bu yapıta Çankırı Hapishanesinde başladığı ve Bursa Hapishanesinde devam ettiği söylenmektedir.




Şöyle hayal edin..
Bir bahar günü, Haydarpaşa garındasınız. Merdivenlerde duran 50’li yaşlarda bir adam dikkatinizi çeker. Zayıf, uzun burunlu, yanaklarının üstü çiçek bozuğu olan bir adamdır bu.. Ürkek ve düşünceli görünmektedir.

N. Hikmet’in elimizde bulunan haliyle (bir kısmı ya yok edilmiş ya da kaybolmuştur) 17.000 dizeden oluştuğu söylenen Memleketimden İnsan Manzaraları böyle bir görüntü ile başlar. Görüntü diyorum çünkü, bu yapıtı okuduğunuzda her şey, orada yazan her şey bir film gibi gözünüzün önünden akmaya başlar. Hele ki ayrıntılar..onlar olağanüstüdür.


Devam edelim..

Galip Usta’nın tuhaf şeyler düşündüğünü öğreniriz. Ona biraz daha yaklaşırız.
Örneğin 5 yaşındayken
-Kağıt helvası yesem her gün diye hayal kurmuştur. Bu hayal tam da o yaşa uygun bir masumiyettedir.
10 yaşındayken
-Okula gitsem diye düşünür. İşte bu an, biz bu ayrıntıdan çocuğun ekonomik durumunu öğreniriz.
Hayaller böyle sürüp gider ama okuyan herkes için aynı vuruculukta olduğunu düşündüğüm düşünceye takılır kalırız. Zaten Galip Usta’da aynı düşünceye takılmıştır, 20 yaşından 51 yaşına kadar..
-Ya işsiz kalırsam…Ya işsiz kalırsam…
Ve son olarak takıldığı düşüncesi
-Ölürken üstümde bir yorganım olacak mı? düşüncesidir ki, bu düşünceler şairin başka bir şiirinde “Büyük” olarak adlandırdığı insanlığa ait düşüncelerdir.

Onun şiiri sıradan insanları, hepimizin sıradan hikayelerini anlatır. Bence Nazım’ı Nazım yapan öğelerden biri de budur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:07

İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden.

Sevdim insanlardan çok türkülerini.
İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman.
Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de.

Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin

Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
gezip tozduklarımın,
görüp işittiklerimin,
dokunduklarımın, anladıklarımın
hiçbiri, hiç biri,
beni bahtiyar etmedi türküler kadar…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:08

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi,
beni yaktırırsın,
odanda ocağın
üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf,
beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama
biz
o zamana kadar
o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile
zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak iki çiçek açacak :
biri
sen
biri de
ben.
Ben
daha olumlu düşünüyorum
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

(18 Şubat 1945)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:08

On sekiz yaşında yürek bir sapan taşı gibi fırlatılır
ve kafamız omuzlarımızın üstünde değil,
nerelerde?
nerdedir?
On sekiz yaşında hatırasız yatılır,
On sekiz yaşında pırıltılar ilerdedir:
bir yanı deniz derya
bir yanı yemyeşil ormanlık,
bir yanı gayya kuyusu,
bir yanı bizimle başlayan dünya,
bir yanı günlük güneşlik,
bir yanı rüya,
bir yanında sırt üstü yat, yıldızlara bak,
bir yanı dümdüz alabildiğine koş,
bir yanı tozluk dumanlık,
bir yanı bomboş,

habbeler kubbedir, pireler deve
bin kere katılır

On sekiz yaşında hatırılar düşünülmez
anlatılır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:09

Memleketimi seviyorum :
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

Memleketim :
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

Memleketim.
Memleketim ne kadar geniş :
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
utanıyorum.

Memleketim :
develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
kavak
söğüt
ve kırmızı toprak.

Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant gölünde yüzer.

Memleketim :
Ankara ovasında keçiler :
kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,
zeytin
incir
kavun
ve renk renk
salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığır
ve sonra : ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yarı aç, yarı tok
yarı esir...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sunam
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye


Kadın
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 45
Meslek : işsizlik
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:09

: MUKADDES KARIN



Sen ey kırmızı gözlü ana,
Sen ey kahredip yaratan,
Sen ey köprü altlarında sularlayan yana
yatan.
Sen ey yangınlı meydanların sesi..
Sen ey şiirlerin şiiri, bestelerin bestesi..
Sen ey kardeşim
sen ey kahrolası
sen ey darağaçlık.
Sen ey
her şey,
sen ey AÇLIK!!!
Çıplak ayaklarına alnımı koyar
andederim ki,
derim ki:
DÖĞÜŞECEĞİM,
benim, bizim, onun, onların değil
SENİN mukaddes karnın doyana kadar...

1929




Tarih: Çrş Oca 17, 2007 11:15 pm Mesaj konusu: MUKADDES KARIN



Sen ey kırmızı gözlü ana,
Sen ey kahredip yaratan,
Sen ey köprü altlarında sularlayan yana
yatan.
Sen ey yangınlı meydanların sesi..
Sen ey şiirlerin şiiri, bestelerin bestesi..
Sen ey kardeşim
sen ey kahrolası
sen ey darağaçlık.
Sen ey
her şey,
sen ey AÇLIK!!!
Çıplak ayaklarına alnımı koyar
andederim ki,
derim ki:
DÖĞÜŞECEĞİM,
benim, bizim, onun, onların değil
SENİN mukaddes karnın doyana kadar...

1929
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sunam
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye


Kadın
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 45
Meslek : işsizlik
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:10

Afrika, Niyazalant sömürgesi.
Saat sabahın dördü.
Dipçikler kapıları dövdü
ve işte fotoğraf :
Zenci kardeşlerim bir don bir gömlek
ve ayakları çıplak
ve pembe avuçlu elleri kıvırcık başlarının üzerinde
dizilmişler duvar diplerinde.

Tıpkı bizim gibi,
bizim de dipçikle dövüldü kapılarımız,
bizim de ellerimiz havada, ayaklarımız çıplak,
ama bizde de bize bağlı
duvar diplerinde esir kalıp kalmamak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sunam
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye


Kadın
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 45
Meslek : işsizlik
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:10

O VE AKSAKALLILAR



Yeşil selviler, beyaz mezar taşları ve elyazma kitaplar vardı manzarada.
Gün akşama yakındı ve durgundu.

Bir yemiş sofrasının başında bağdaş kurmuş gibi
oturmuşlardı etrafına ibret aynasının.
Aksakalları bilgin, gözleri genç, elleri yorgundu,
ilhamlı, vahim ve dalgındılar.
O, birdenbire meclise geldi
dedi :
«— İbret aynasından bakıp
çubuklarını yakıp
şerh ü izah edenler.
Değişmekte olanı görüp
içine girip
değiştirmektir hüner.
Ve sanmayın ki değişen başı boş bir oktur,
kanunu ve nizamı yoktur.
Ben, bilip bildiririm ki :
Rab ve kitap
ve saçı rüzgârda uçan «kahraman» değil,
(karanlık orman, tuzlanmamış deri,
budaklı lobut ve taş baltadan beri)
Onlar'dır büyük macerayı yapan.
Onlar ki toprakta karınca
suda balık
havada kuş kadar
çokturlar.

Korkak, cesur
cahil, hakîm
ve çocukturlar.
Ve kahreden
yaratan ki Onlar'dır,
şarkılarımda yalnız Onlar'ın maceraları vardır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sunam
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye


Kadın
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 45
Meslek : işsizlik
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:11

ZAFERE DAİR



Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
dudaklarını kanatarak
dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhametsiz
bir çığlık oldu ümid...
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp koparılacaktır...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin
zalim
ve kurnaz.
Ölüyor çarpışarak insanlarımız
— halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı —
ölüyor insanlarımız
— ne kadar çok —
sanki şarkılar ve bayraklarla
bir bayram günü nümayişe çıktılar
öyle genç
ve fütursuz...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları
yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı :
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
biz unuttuk bağışlamayı...

Varılacak yere
kan içinde varılacaktır.
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp
koparılacaktır...

1941, Sonbahar...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sunam
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye


Kadın
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 45
Meslek : işsizlik
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:12

BEYAZIT MEYDANI'NDAKİ ÖLÜ



Bir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.


Mayıs 1960




BEYAZIT MEYDANI'NDAKİ ÖLÜ



Bir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.


Mayıs 1960
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sunam
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye


Kadın
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 45
Meslek : işsizlik
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   25/1/2007, 18:12

Güneşi İçenlerin Türküsü



Bu bir türkü:
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı, kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağ:zını
yırtarak
gerindik!

Sıçradık;
şimşekli rüzgarlara bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli suvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

AKIN VAR
GÜNEŞE AKIN!
GÜNEŞİ ZAPTEDECEĞİZ
GÜNEŞİN ZAPTI YAKIN!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
gözyaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
su güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

AKIN VAR
GÜNEŞE AKIN!
GÜNEŞİ ZAPTEDECEĞİZ
GÜNEŞİN ZAPTI YAKIN!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o "an"
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

AKIN VAR
GÜNEŞE AKIN!
GÜNEŞİ ZAPTEDECEĞİZ
GÜNEŞİN ZAPTI YAKIN!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tutuyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları gögü yırtan atlılar koşuyor!

AKIN VAR
GÜNEŞE AKIN!
GÜNEŞİ ZAPTEDECEĞİZ
GÜNEŞİN ZAPTI YAKIN!

TOPRAK BAKIR
GÖK BAKIR.
HAYKIR GÜNESİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜNÜ,
HAY-KIR
HAYKIRALIM!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DEVRİM
Yenı Uye
Yenı Uye


Mesaj Sayısı : 47
Kayıt tarihi : 26/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   26/1/2007, 01:05

DON KİŞOT

Ölümsüz gençliğin şövalyesi,
ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına,
bir temmuz sabahı fethine çıktı
güzelin, doğrunun ve haklının :
önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun, fakat kahraman Rosinant'ı.
Bilirim,
hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok,
yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.

Haklısın, elbette senin Dülsinya'ndır en güzel kadını yeryüzünün,
sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu,
alaşağı edecekler seni
bir temiz pataklayacaklar.

Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin ağır, demir kabuğunun içinde

ve Dülsinya bir kat daha güzelleşecek...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROSE
Guvenilır Üye
Guvenilır Üye


Kadın
Mesaj Sayısı : 190
Yaş : 32
Yer : dünya
Meslek : öğretmen
Kisiel Rutbe : sürgün
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   26/1/2007, 13:24

SEVİYORUM SENİ

Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sevgi Erkan
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 312
Yaş : 46
Meslek : Eğitim
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   27/1/2007, 13:35

[size=12]
Merhaba Çocuklar


Nâzım, ne mutlu sana
cân ü gönülden,
ferah ve emin,
«Merhaba,» diyebildin.
Sene 940.
Aylardan temmuz.
Ayın ilk perşembesi günlerden.
Saat : 9.

Mektuplarınıza böyle mufassal tarih atın.
Öyle bir dünyada yaşıyoruz
ki en kalın kitaptan çok yazısı var :
ayın, günün ve saatın.

Merhaba, çocuklar.

Bir geniş
bir büyük «Merhaba» demek,
sonra bitirmeden sözümü
yüzünüze bakıp gülerek
— kurnaz ve bahtiyar —
kırpmak gözümü...

Biz ne mükemmel dostlarız ki
kelimesiz ve yazısız
anlaşırız...

Merhaba, çocuklar,
merhaba cümleten...



Nazım Hikmet
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   29/1/2007, 10:33

SENİ SEVİYORUM

Çömeldim, bakıyorum toprağa

otlara bakıyorum

böceklere bakıyorum

mavi mavi çiçek açmış onlara bakıyorum

sen bahar toprağı gibisin sevgilim

sana bakıyorum



Sırtüstü uzandım görüyorum gökyüzünü

ağacın dallarını görüyorum

uçan leylekleri görüyorum

göz açık rüya görüyorum

sen bahar mevsiminin gökyüzü gibisin

seni görüyorum



Gece kırda ateş yaktım ateşe dokunuyorum

suya dokunuyorum

kumaşa dokunuyorum

gümüşe dokunuyorum

sen yıldızların altında yakılan ateş gibisin

sana dokunuyorum



İnsanların içindeyim seviyorum insanları

hareketi seviyorum

düşünceyi seviyorum

kavgamı seviyorum

sen bahar içinde bir insansın sevgilim

seni seviyorum


_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN!!!

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elveda
ve merhaba kâinat..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   29/1/2007, 10:33



YAPRAK DÖKÜMÜ





elli bin şiir roman filan okudum yaprak dökümünü anlatır

elli bin film seyrettim yaprakların dökümünü gösterir

elli bin kere gördüm yaprak dökümünü

düşüşlerini sürünüşlerini çürüyüşlerini yaprakların

elli bin kere duydum ölü hışırtılarını kunduramın altında avucumda ve parmaklarımın arasında

ama yaprak dökümüne rastlamak yine de burar içimi

hele bulvarlarda yaprak dökümüne

hele kestaneyseler

hele çocuklar geçiyorsa oralardan

hele güneşliyse hava

hele iyi haber almışsam o gün dostluk üstüne

hele o gün sancımıyorsa yüreğim

hele sevdiğimin beni sevdiğine inanıyorsam o gün

hele o gün insanlarla ve kendimle aram iyiyse

yaprak dökümüne rastlamak burar içimi

hele bulvarlarda yaprak dökümüne

hele kestaneyseler..


_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN!!!

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elveda
ve merhaba kâinat..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: RÜBAİLER   29/1/2007, 12:53

1

Bir gerçek âlemdi gördüğün ey Celâleddin, heyûlâ filân değil,
uçsuz bucaksız ve yaratılmadı, ressamı illetî-ûlâ filân değil.
Ve senin kızgın etinden kalan rubailerin en muhteşemi :
«Suret hemi zıllest...» filân diye başlayan değil...


2

Ruhum ne ondan önce vardı, ne ondan ayrı bir sırrın kemâlidir,
ruhum onun, o dışımdaki âlemin bende akseden hayâlidir.
Ve aslından en uzak ve aslına en yakın hayâl
bana ışığı vuran yârimin cemâlidir...


3

Sevgilimin hayâli dile geldi aynanın üzerinde :
«— O yok, ben varım,» — dedi bana günün birinde.
Vurdum, düştü parçalandı ayna, kayboldu hayâl
ve lâkin çok şükür sevgilim duruyor yerli yerinde...




_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN!!!

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elveda
ve merhaba kâinat..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: RÜBAİLER   29/1/2007, 12:54

5

Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile...


6

Öptü beni : «— Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi.
«Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi.
«İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
«körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi...


7

Bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemin kokusu, bu mehtaplı gece
pırıldamakta devâmedecek ben basıp gidince de,
çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da bana bağlı olmadan vardı
ve bende bu aslın sureti çıktı sadece...


8

«— Paydos...» — diyecek bize bir gün tabiat anamız, —
«gülmek, ağlamak bitti çocuğum...»
Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak :
görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat...

_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN!!!

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elveda
ve merhaba kâinat..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   29/1/2007, 12:56

9

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elvedâ,
ve merhaba
k â i n a t . . .


10

Balla dolu petek
yani gözlerin güneşle dolu...
Gözlerin, sevgilim, gözlerin toprak olacak yarın,
bal başka petekleri doldurmakta devâmedecek...


11

Ne nurdan
ne çamurdan,
sevgilim, kedisi ve kedinin boynundaki boncuk
yuğrumlarındaki farkla hepsi aynı hamurdan...




_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN!!!

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elveda
ve merhaba kâinat..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   29/1/2007, 12:56

12

Lahana, otomobil, veba mikrobu ve yıldız
hep hısım akrabayız.
Ve ey güneş gözlü sevgilim, «Cotigo, ergo sum»1 değil
bu haşmetli ailede varız da düşünebilmekteyiz...


Düşünüyorum, demek ki varım.


13

Aramızda sadece bir derece farkı var,
işte böyle kanaryam,
sen kanatları olan, düşünemeyen kuşsun,
ben elleri olan, düşünebilen adam...





_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN!!!

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elveda
ve merhaba kâinat..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   29/1/2007, 12:57

1

«— Şarapla doldur tasını, tasın toprakla dolmadan,» — dedi Hayyam.
Baktı ona gül bahçesinin yanından geçen uzun burunlu, yırtık pabuçlu adam :
«— Ben, bu nimetleri yıldızlarından çok olan dünyada açım,» — dedi,
«şaraba değil, ekmek almaya bile yetmiyor param...»


2

Ölümü, ömrün kısalığını tatlı bir kederle düşünerek
şarap içmek lâle bahçesinde, ayın altında...
Bu tatlı keder doğduk doğalı nasibolmadı bize :
bir kenar mahallede, simsiyah bir evde, zemin katında...


3

Ömür gelip geçiyor, vakti ganimet bil uyanılmaz uykulara varmadan :
yâkut şarabı billûr kadehe doldur, seher vaktidir ey delikanlı uyan...
Perdesiz, buz gibi odasında uyandı delikanlı,
gecikmeyi affetmeyen fabrikanın canavar düdüğüydü uğuldayan...




_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN!!!

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elveda
ve merhaba kâinat..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yağız
Forum Bilgini
Forum Bilgini


Kadın
Mesaj Sayısı : 419
Yaş : 56
Yer : Yedi tepenin dibinden
Meslek : ÇEVRECİ İŞÇİ
Kayıt tarihi : 25/01/07

MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   29/1/2007, 12:58

4

Geçmiş günün hasretini çekmem
— yalnız bir yaz gecesi bir yana —
ve gözümün son mavi pırıltısı bile
gelecek günün müjdesini verecek sana...


5

Ben, bir insan,
ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben,
tepeden tırnağa iman,
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibâret ben...


6

Ben, spiker, konuştum,
sesim bir tohum gibi ağır ve çıplak :
— Kalbimin saat ayarını veriyorum,
gonga tam şafak vakti vurulacak.



_________________
ALEVİLER BİRLEŞİN!!!

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elveda
ve merhaba kâinat..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: NAZIM HİKMET   Bugün 00:14

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
NAZIM HİKMET
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ALEVILER BIRLIGI :: KULTUR SANAT EDEBIYAT :: Siir Bolumu :: Antoloji-
Buraya geçin: